KIRIM TATAR SOYKIRIMI...

1783-1922 yılları arasında Osmanlı ülkelerine göç eden Kırım Tatarlarının sayısı en az 1.800.000 idi.

05 Mayıs 2016 Perşembe 15:21

1770’lerden itibaren Kırım’dan Osmanlı topraklarına doğru dalgalar halinde başlayan ve Rusya’nın uyguladığı politikalar nedeniyle zorunlu olan Kırım Tatar göçleri 1920’lere kadar tek bir yıl bile durmadan devam etmiş, hatta bazı kesintilerle günümüze kadar sürmüştür. Bu göçler bazı yıllarda çok büyük dalgalar halini alır ve hem Kırım’ın hem de göçlerin yapıldığı Osmanlı Anadolu ve Rumelisi’nin demografisini kökünden değiştirirken, diğer yıllarda ise nispeten münferit ama yine hiç de azımsanmayacak boyutlarda gerçekleşmiştir. Ünlü tarihçi Kemal Karpat’ın “Osmanlı Nüfusu” adlı eserinde belirttiğine göre, 1783-1922 yılları arasında Osmanlı ülkelerine göç eden Kırım Tatarlarının sayısı en az 1.800.000 idi.

 

Kırım’dan Osmanlı’ya zorunlu göçler genellikle Osmanlı-Rus savaşları akabinde Kırım’da Rus baskısının artması sebebiyle olmuştur. Bu göçlerin en önemlilerinden biri 1853-1856 yılları arasında yaşanan Kırım Savaşı sonrasında yaşandı ve hatta savaş sırasında Kırım’daki Rus Silâhlı Kuvvetleri Başkumandanı Büyük Knyaz General Aleksandr Menşikov, 1854’de üst üste bir kaç defa Yalıboyu’nda yaşayan Kırım Tatarlarının kitle halinde Rusya içlerine sürülmesini emretti. Bu emrin yerine getirilememiş olması sadece savaş şartları içinde bunun için gereken imkânların bulunamamasındandı. Bununla birlikte, bazı köylerin bütün ahalisi Kursk bölgesine sürüldü. Bu yönde bir fikir yarım asır önce, 1803’de de dile getirilmiş ve o zaman da imkân yetersizliğinden uygulanamamıştı.

 

Kırım Harbi’nin hemen sonrasındaki yıllar, Kırım Tatarlarına yönelik fiilî ve psikolojik baskıların arttığı bir dönem oldu. Bu gayet ciddî sosyal huzursuzluk ortamında Tatarların Rusya içlerine sürülecekleri söylentileri giderek yaygınlık kazanıyordu. Bundan ilk etkilenenler eski Kırım Hanlığı ahalisinin en önemli unsurlarından biri olan ve Kırım Tatar halkının bir parçası olarak nitelendirebileceğimiz kuzeydeki Deşt-i Kıpçak (Kıpçak Bozkırı) arazisinde yaşayan Nogaylar oldu. Nogaylar 1859’da Osmanlı İmparatorluğu’na yönelik olarak çok büyük bir göç hareketini başlattılar ve Kıpçak Bozkırları bu göçle tamamen boşaldı. O kadar ki, bir zamanların büyük ve şanlı Nogay toplumu bu muazzam dalga ve XIX. yüzyıl sonuna kadarki bir kaç daha küçük göç dalgası neticesinde asırlarca aslî unsuru olduğu Kıpçak Bozkırları’ndan silindi. Bu halkın günümüzde ancak Dağıstan’ın kuzeyindeki düzlüklerde kalabilen küçük bir kısmına bakanlar Nogayları bir Kuzey Kafkasya toplumu sanmakta ve onun asıl tarihî yayılma arazisini göz ardı etmektedirler.

 

Nogayların Kırım üzerinden göçü yarımadadaki Kırım Tatarları arasında büyük bir paniğe yol açtı ve toplum hareketini tetikledi. “Halife’nin memleketine bugün gidilmezse yarın bu imkânın bulunamayacağı, kalanların zorla Hristiyan yapılacakları” söylentileri hızla yayıldı. Bu söylentiler doğru olmasa da, zaten ekonomik açıdan büyük bir çaresizlik içindeki topraksızlaştırılmış Kırım Tatar köylüleri üzerinde çok etkili oluyordu. Neticede, 1860’da ve (giderek azalmak kaydıyla) onu takip eden bir kaç yıl içinde en az 200.000 Kırım Tatarı sefilâne şartlar altında Türkiye’ye gitmek üzere Kırım’ı terk etti. O zamana kadarki en büyük göç dalgası buydu. Bu muazzam dalga Kırım Tatar halkının kaderinde en yıkıcı hadiselerden biri olmuştur. Göçle giden Kırım Tatarları maddî ve manevî açılardan perişan oldukları ve bunun neticesinde nüfus olarak kırılıp gittikleri gibi, geride kalan Kırım Tatarları da vatanlarında ilk defa nisbî azınlık haline düştüler.

 

1860-1861 göç dalgasından sonra da 1874, 1890 ve 1902’de yeni göç dalgaları olduysa da bunların sayıları yüz binlerle değil, on binlerle ifade olunuyordu. 1874 göçü, o vakte kadar mecburî askerlik vazifesinden muaf olan Kırım Tatarlarına bunun dayatılmasıyla tetiklenmişti. Kırım Tatar halkının XIX. asrın son çeyreğinde İsmail Bey Gaspıralı’nın sahneye çıkmasıyla başlayan millî uyanış döneminde yeni milliyetçi aydınlar sosyal felâket haline gelen göçleri önleyebilmek için çok gayret sarf etmişler ve halklarını bu hususta bilinçlendirmeye çalışmışlardır.

 

Osmanlı’ya göç etmek zorunda kalan Kırım Tatarlarından pek çoğu 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nı yaşayarak, daha vatanları Kırım’da geleli 20 sene bile olmaksızın artık Bulgaristan yahut Romanya haline gelmiş olan iskân yerlerinde kendilerini tekrar Hristiyan idaresi altında buldular. Böylelikle, bu insanların çoğu ikinci bir hicrete, yani Rumeli’nden Anadolu’ya göçe başladı.

 

 

Diğer bir ifadeyle, 1878 sonrası Rumeli göçleri dediğimiz muazzam göçlerin içinde Kırım Tatarları da vardı. Bu tarihten sonraki bir yüzyılı aşkın süre içinde Bulgaristan’dan, Romanya’dan, Yunanistan’dan ve Makedonya’dan gelen muhacirler içinde Kırım Tatarları hep olmuş ve olmaya da devam etmektedir. Bu bakımdan, Türkiye’de bazı yerleşim yerlerinde Romanya yahut Bulgaristan muhaciri denenler arasında aslen Kırım Tatar muhaciri olan pek çok kimse vardır.

 

Kırım’dan Osmanlı İmparatorluğu’na göçler, Birinci Dünya Savaşı’na kadar ferdî boyutlarda da olsa devam etti. Rus İhtilâline müteakip Kırım Tatarları Aralık 1917’de tarihteki ilk Müslüman ve Türk demokratik parlamentosunu (Kurultay) toplayarak Kırım Demokratik Cumhuriyeti esasını ilân ettiler. Ancak bu adımlar kalıcı olamadı. Bunu müteakip üç yıl boyunca Kırım Bolşevik ve anti-Bolşevik (Beyaz) Rus kuvvetleri arasında el değiştirdi. Bu kanlı arbedede yol bulabilen bazı Kırım Tatarları bu arada yine Türkiye’ye göçtüler.

 

Kasım 1920’de Kırım kesin olarak Bolşevik yani Sovyet hâkimiyeti altına girdi. Asıl büyük felâketler de bundan sonra başladı. Sovyet politikalarının doğrudan bir neticesi olarak 1921–1922 yıllarında Sovyet Rusya’da benzeri görülmemiş bir açlık meydana geldi. Bu açlıkta bütün Sovyet Rusya’da beş milyon civarında insan öldü. Kırım yarımadası da açlığın en feci sahneleriyle yaşandığı yerlerden biriydi. Nitekim Sovyet rejiminin bütün engellemelerine rağmen açlıktan mahvolma durumuna gelmiş yaklaşık on bin Kırım Tatarı bulabildikleri deniz araçlarıyla Türkiye’ye iltica etti. Tam o günlerde Türkiye İstiklâl Savaşı vermekteydi. Buna rağmen, bu mülteciler Türkiye’ye kabul ve iskân edildikleri gibi, tam da Büyük Zafer günlerinde Türkiye’den Kırım’a açlık yardımı bile gitti.

 

Kırım’da Sovyetler hâkimiyetinin kurulmasıyla dış dünya ile irtibat bilfiil koptu. 1930’lu yılların başlarında Stalin, Kırım’da Türk pasaportu taşıyanları sınır dışı etti. Bunlar vaktiyle bir şekilde Türkiye’ye giderek Osmanlı pasaportu almış, ancak tekrar Kırım’a dönmüş olan Kırım Tatarları yahut onların soyundan gelenlerdi. Bu şekilde, sınır dışı edilen ve Türkiye’ye gelenlerin sayısı da 5-10 bin civarında olmalıdır.

İkinci Dünya Savaşı’nda 1941 yılında Alman ordusu Kırım’a geldikten sonra Kırım Tatarlarından bir kısmı zorla Ostarbeiter (Doğu işçisi) sıfatıyla Almanya’ya götürüldü. Bunların yanısıra, Kızıl Ordu’da görev yapmaktayken Almanlara esir düşmelerini müteakip Alman ordusuna katılanlar da vardı. Savaş sonrasında Sovyet güçlerine teslim edilmekten mucizevî şekilde kurtulan Kırım Tatarlarından bir kaç bini 1940’ların sonlarında Orta Avrupa’daki mülteci kamplarından Türkiye’ye geldi.

 

18 Mayıs 1944’de Kırım Tatarları Stalin’in emriyle topyekûn Kırım’dan Orta Asya ve Urallar’a sürüldüler. Artık tek bir Kırım Tatarı’nın kalmadığı Kırım’dan Türkiye’ye göç olabilmesi de elbette ki mümkün değildi. Bununla birlikte, Türkiye’ye Kırım Tatar göçleri 1944 sonrasında dahi dolaylı da olsa devam etmiştir. Bu, XX. yüzyılın ikinci yarısı boyunca Romanya ve Bulgaristan’daki Kırım Tatarlarının bazen toplu, bazen de münferit olarak Türkiye’ye göçmen olarak gelmeleri şeklinde gerçekleşmiştir.

 

Yukarıda da bahsedildiği üzere Rusya’nın işgalden bu yana Kırım’da gerçekleştirmek istediği sürgün; imkânlar, ekonomik problemler, savaş durumu ve benzeri sorunlar nedeniyle birçok kez niyet edilmesine rağmen gerçekleştirilememişti. II. Dünya Savaşı’nda SSCB ordusunda binlerce Kırım Tatar askeri ve subayı görev aldığı halde Stalin, Kırım Tatarlarının “vatana ihanet” ettiği gerekçesiyle Orta Asya ve Urallara sürülmesini emretti. 18 Mayıs’ı 19 Mayıs’a bağlayan gecede bu emir uygulamaya konuldu. Çoğunluğu yaşlılar, kadınlar ve çocuklar olmak üzere (Erkeklerin çoğunluğu SSCB ordusundaydı) Kırım’da yaşayan tüm Kırım Tatarlarının sürgün edilmesi süreci başladı. O gece Kırım Tatarlarının evleri basılarak 15 dakika içinde hazırlanılması emredildi. Meydanlarda toplanan halk, kamyonlara bindirilerek tren garlarına getirildi ve hayvan vagonlarına yüklenilmeye başlandı. 220.000’den fazla olduğu düşünülen insanın Kırım’dan başlayan sürgün yolculuğu 3 ila 4 hafta sürdü ve Kırım Tatarlarını Urallara, Sibirya’ya, Kazakistan’a, Özbekistan’a ve SSCB’nin diğer bölgelerine dağıttı. Ancak açlık, susuzluk, sıkışıklık, pislik, hastalıklar, havasızlık, sıcaklık ve daha bilemediğimiz birçok nedenden ötürü bu insanların yarısı bu yolculuğu ya tamamlayamadılar ya da vardıkları yerde çok geçmeden canlarını verdiler.

 

Kırım Tatarları, bu sürgünde Kırım’daki nüfuslarının %46’sını yitirdiler. Bu sürgünün aslında bir soykırım olduğu her açıdan açık olsa da, belki de en önemli niyet göstergesi bu sürgünde unutulan bir Kırım köyü olan Arabat’ın başına gelenlerdi. SSCB subayları, Azak kıyısındaki Arabat köyünün boşaltılmadığını farkedince bu köyün halkını eski bir gemiye bindirmiş ve o gemiyi Azak denizinin en derin noktasında batırarak tüm insanların boğularak ölmelerini, yani ortadan kaldırılmalarını sağlamıştı.

 

1770’li yıllardan 1944’e dek, en az 1.800.000 insan Osmanlı Devleti’ne sığındı ve belki yollarda yüzbinlercesi öldü. 1921-1922 ve 1930’lu yıllardaki açlıkta onbinlerce insanımız açlıktan ölmüş olabilir. 18 Mayıs 1944’te 220.000’den fazla insan Kırım’dan sürüldü ve bu insanların yarısı yaşamını yitirdi. Geçmişten günümüze yaşanılan bu vahşetler bize tek bir şey söylüyor: Rusya, 233 yıldır Kırım’da soykırım politikası uygulamaktadır.

Paylaş

soykırım tatar tarih