TERÖRİZM EŞİTTİR İRAN ALGISI

Ortadoğu Uzmanı Dr. Yeşim Demir İran ve Türkiye'nin bölgesel güç olma mücadelesini yazdı..

19 Aralık 2016 Pazartesi 08:46

Her nedense meydana gelen terör eylemlerinin arkasında, İran aranmaktadır. Peki neden bu algı oluşmuştur? 


    Bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış topraklarda var olan İran devleti, Fars kökenli olmakla birlikte değişik etnik gruplardan oluşan bir özelliğe sahiptir. Bir Orta Doğu devleti görünümünde olsa da isminde yer alan “Cumhuriyeti” kelimesi ile bölgedeki diğer devletlerden ayrılmaktadır. Orta Doğu bölgesinde Türkiye ile birlikte “Cumhuriyet” adını taşıyan iki devletten biri olan İran “İslam Cumhuriyeti” sıfatıyla dünyadaki örneklerinden farklı olan bir yönetim şeklini benimsemiştir. 


    Günümüzde İran, güvenliğini sağlamak amacıyla şekillendirmiş olduğu dış politikasıyla, uluslararası gelişmeleri de şekillendiren bir ülke konumdadır. İran’ın devrim sonrasında farklı amaçlarla destek verdiği terör faaliyetlerine rağmen aslında terörü desteklemekte güttüğü temel politika mevcut rejimini korumak ve 1979 İslam Devrimi’nin devamını sağlamaktır. 


    İran, 1979 Devrimi’nin gerçekleştiği ilk yıllardan itibaren, teröre destek veren ülkelerin başında gelmektedir. Lübnan, Filistin, Türkiye, Irak, Afganistan, Pakistan, Suudi Arabistan, Bahreyn ve (özellikle Şii nüfusun bulunduğu) diğer İslam ülkelerinde terörist faaliyetlerini cesaretlendirmekte, terör örgütlerine askeri ve mali yardım sağlamaktadır.


    İran'ın Türkiye'yi rahatsız eden ilişkileri nelerdir?


    Irak Kürtlerinin özellikle Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB)’nin ve Goran Hareketi’nin, İran’ın etkisinde olduğu bilinmektedir. İran’ın, Irak Kürtleri ile olan bu bağlantısı, Türkiye-İran arasındaki ilişkileri bozan unsurlardan bir tanesidir. 


    İki ülkenin rejimleri arasındaki farklılık ve son dönemde bölgede iyice belirginleşen Şii-Sünni ayrımı, ilişkilerin gerilmesine neden olmuştur. Türkiye'nin, ilişkilerini hep diplomatik bir yöntem ile sürdürdüğü İran’ın, Türkiye’yi hedef alan PKK terör örgütüne destek verdiği bilinmektedir. İran’ın, PKK ile 1987 yılından itibaren gelişmeye başlayan ilişkilerinin ardından PKK terör örgütü kamplarının sınırları içinde kurulmasını görmezden gelmesi, (Abdullah Öcalan, yakalandıktan sonra yapılan sorgusunda, İran’ın Urumiye şehrinde bir hastanelerinin olduğunu, Şehidan, Makü, Zagros, Jerme gibi sınıra yakın yerleşim yerlerinde örgüte ait kampların olduğunu itiraf etmiştir.) hatta Türkiye’nin İran’a sınır bölgesinde PKK terör örgütünün eylemlerde bulunması, İran-Türkiye ilişkilerini gerginleştirmişti. Hatta İran’ın, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, kendi denetiminde bir “Kürt İslam Devleti” kurma girişiminde bulunduğu bile iddia edilmişti. İran’ın sadece PKK terör örgütüne değil, Türkiye’deki Hizbullah örgütüne de eğitim, kamp, barınma, sağlık, silah, mühimmat ve lojistik destek verdiği bilinmektedir. Yine iddialardan bir tanesi de Türkiye’de, İran İslam Devrimi’nden hemen sonra ortaya çıkan “Selam Tevhit Grubu”nun , İran Devrim Muhafızları içindeki SAVAMA ajanlarının isteği doğrultusunda Türkiye aleyhine casusluk, cinayet, bombalama ve silahlı eylemlerde bulunduğu ileri sürülmüştür.


    27 Kasım 1978 tarihinde kurulan PKK Terör Örgütü Kürt nüfusa sahip Irak, Türkiye, Suriye ve İran’dan toprak koparmak suretiyle Büyük Kürdistan’ın kurulmasını amaçlamıştır. PKK terör örgütü, Kürt nüfusun sadece Türkiye’de olmamasına rağmen özellikle Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini eylem alanı olarak seçmiştir. Bu durumda, bu bölgelerinin ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan istismara elverişli olmasının da etkisi olmuştur. Ancak örgüt, Suriye, İran ve Irak'ın Türkiye’ye yönelik dış politikasında bir araç olarak kullanılmıştır.

 
    İran açısından bakalım...


     Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin dağılması bölgede güç dengelerini değiştirecek fırsatlar yaratmıştı. İran, bu güç dengesinin Türkiye lehine değişmesini önlemek ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile olabilecek yakınlaşmasını engelleyebilmek için ( çünkü kendi hedefi olarak rejiminin ihracı söz konusuydu) PKK terör örgütüne her türlü desteği vermiştir.


    Şimdi aklımıza İran'da da PKK terör örgütünün uzantısı olduğu ve bunları nasıl kontrol altında tutabildiği sorusu gelebilir.

 Evet, PKK terör örgütünün İran içindeki uzantısı PJAK'tır (Partiya Jiyana Azadi Kurdistan- Kürdistan Özgürlük Partisi). Irak'ta Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Başkanı Talabani'nin, Tahran'a ve PKK'ya yakınlığı dikkate alındığında kontrolü nasıl sağladığı da kolaylıkla cevaplandırılabilir. Aynı zamanda Irak Kürtlerinin de İran’ın çıkarları doğrultusunda nasıl kullanıldığının da bir göstergesidir. Ayrıca İran, her ne kadar PKK’nın İran’daki uzantısı olan PJAK’la mücadele ediyor olsa da Suriye’de etkin olabilme adına PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD ve YPG’ye yönelik sert bir tutumu görülmemektedir. Zaman zaman PYD’ye verdiği destekle muhaliflerin etkisini zayıflatmaktadır. Diğer taraftan da İran’ın PJAK’la ateşkes sürecine girmesi PKK’nın bölgede elini rahatlatarak bir yandan Türkiye’de eylem kapasitesini artırmıştır.


    Ortadoğu'da dengeleri değiştiren Arap Baharı Türkiye-İran İlişkilerini nasıl etkilemiştir?  

 
    Özellikle Türkiye ve İran'ın Arap Baharı sürecini farklı bir şekilde algılamaları ile ilişkiler doğrudan etkilenmiştir. Arap Baharı sürecinde Türkiye ile özellikle Suriye konusunda yakın ilişkiler kuran Suudi Arabistan ve Katar, bölgenin İran’ın etki alanına girmemesi için Esad rejimine karşı muhalif grupları desteklemek suretiyle Türkiye ile işbirliği yapmaları, Türkiye’nin bölgede Şii-Sünni kutuplaşmasına yol açan bölgesel güçlerden biri olarak İran’da, Türkiye aleyhine gelişen negatif bir bakış açısına sebep olmuştur. Türkiye böyle bir algıya neden olmak tabii ki istememişti.


    Suriye krizi, İran ve Türkiye için, güçlerini göstermeleri konusunda önemli bir alan olmuştur. İran'ın Vietnam'ı olarak nitelendirilen ve Tahran'ın güvenliği açısından 35. vilayeti olarak gördüğü Suriye'de Türkiye'nin Esad'a muhalif güçleri desteklemesi, Ortadoğu'da yıllardır İran ile Türkiye arasında bölgesel güç olma mücadelesinin devam ettiğinin de bir göstergesidir.


    Görüldüğü üzere terörizm, İran dış politikasında bir araç olarak kullanılmakla birlikte İran’ın kontrolü dışında gerçekleşmemiştir. 

Dr. Yeşim DEMİR