KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı Nereye Koşuyor?

Türkiye’de Fırat Kalkanı operasyonu nedeni ile Ortaoğu’ya çevrildiği son dönemde KKTC’de halk arasında büyük bir panik yaşanıyor. Bu paniğin adı: Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’dır

26 Aralık 2016 Pazartesi 21:08

ABD ve İngiltere’nin desteğiyle son dakika oyunuyla Derviş Eroğlu liderliğindeki UBP’nin oyları bölününce Rum sevdalısı ve damadı da Rum kökenli Amerikalı olan Mustafa Akıncı Cumhurbaşkanı oluverdi. Akıncı, son yıllarda siyaseti bırakmış ve KKTC-ABD arasında yaşayamaya başlamıştı. Seçimler öncesinde KKTC’ye geldi. Akıncı’nın arkasında seçimlerde güçlü bir Fetöcü ekip vardı ve bu ekip kapı kapı Akıncı için çalıştı. Akıncı seçildi.

Yes be Annem” cilerin başını çeken, İstiklal marşımızda ayağa kalkmayan Cumhuriyetçi Türk Partisi(CTP)lideri Mehmet Ali Talat ve Mustafa Akıncı’nin lideri olduğu Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) BM’nin “Annan Planı” olarak anılan oyununun Türklere oynanmasında başı çekmişlerdi.

Kıbrıs Rum kesiminin AB’ye tüm olumsuzlukla karşı apar topar alınmasıyla Türk tarafının “ Evet” dediği bu plana Rumlar “ Hayır” deyip adanın neredeyse tek hakim olmayı öngören planı ret etmişlerdi.

Kıbrıslı Rumların eski lideri Yorgos Vasiliu, 2004 yılında Rumların reddettiği Annan Planı'nın perde arkasında nasıl yalan söylediklerini 2014 yılında tek tek de anlatmıştır.

Şimdi KKTC yeni bir oldu bittiyle karşı karşıyadır. Hak ettiği muameleyi görüp siyasetten ayrılmak zorunda kalan Mehmet Ali Talat’ın yerini seçim öncesi oynanan oyunla cumhurbaşkanı olan Mustafa Akıncı aldı. Kıbrıs’ta 1974’te savaş kazanmış Türkleri ve Türkiye’yi sanki savaşı kaybetmiş gibi sürekli taviz ve toprak verme yönünde olanca gücüyle çaba sarf etmesi adadaki AB tarafından kandırılmış “Yes be annem” cilerin bile tepkisini almış durumdadır..

AB’nin “ Annan planını oylayın sonucu ‘Hayır’ çıkarsa, AB Türk tarafını tanıyacak ve her türlü desteği verecek” şeklindeki sözlerini Türk tarafından “Evet” çıkmasına karşın tutmaması karşısında, Rumlarla birleşmek isteyenler de artık onurlu bir duruş sergilemeye ve bu adil olmayan birleşmeye “ Hayır” demeye başladılar.

Kıbrıs'ta son müzakere süreci Mayıs 2015'te yeniden başladı. Ancak müzakerelerde hangi konuların, hangi bağlamda görüşüldüğü hâlâ çok açık değil. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve ekibi müzakereler üzerinde karartma uyguluyor. KKTC siyasi partileri, basını ve Kıbrıs Türk halkı neyin görüşüldüğünü bilmiyor.”diyen Bağımsız Milletvekili Prof. Dr. Ümit Özdağ, eski ve yeni MHP milletvekilleri Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Nuri Okutan, Sadi Somuncuoğlu, Cihan Paçacı, Nazif Okumuş, Vedat Bayram ve Kürşat Tuna ve danışmanlardan oluşan yaklaşık 10 kişilik bir heyetle 22 Aralık’ta KKTC’yi ziyaret ettiler. Ben de o heyete 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nün bir üyesi ve yazar olarak eşlik ettim.

Sırasıyla , Eski Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, KKTC Başbakanı Hüseyin Özgörgün, Eski Maliye Bakanı ve Milletvekili Ersin Tatar, Mücahitler Birliği TMT Başkanı Yılmaz Bora, KKTC Büyükelçimiz Derya Kanbay, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve KKTC Maliye Bakanı Serdar Denktaş randevulara olumlu cevap verdiler ve ziyaretler gerçekleşti.

Şunu baştan söylemeliyim. Mustafa Akıncı haricindekilerin hepsi KKTC’nin ve Türk toplumunun Mustafa Akıncı ve ekibinin tehlikeli, tavizci, kısmen bilinmeyen görüşmeleri nedeniyle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunun altını çizerek çarpıcı bilgiler verdiler..

Sıra Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile görüşme geldi. Yaklaşık 20 kişilik bir grupla cumhurbaşkanlığı konutuna gittik. Bir kısmımız bekleme odasına alındık. Diğer görüşmelerin aksine, Akıncı’nın sadece eski ve yeni milletvekillerinin görüşeceği haberi geldi, salona hareket edildi. Heyet ve cumurbaşkanı’nın ekibi karşılıklı oturdu en başta da tam ortada Ümit Özdağ ve Mustafa Akıncı’nın yan yana koltukları vardı. Koltuklardan bir kaçı boş kalınca kapıdaki salon sorumlusu bir iki koltuğun boş olduğunu gösterip bize de girmemizi söyledi. Ben ve Ümit Özdağ’ın asistanı Bekir Ali Yüksel de böylece içeri alındık.

Bir kaç dakika sonra Akıncı geldi, herkesle el sıkışıp yerine oturdu. Ümit Özdağ’ı tanıdığını ve saygı duyduğu bir akademisyen ve siyasetçi olduğunun altını çizdi. Özdağ, her zamanki kibar üslubu ile içeride oturanları tek tek tanıttı, geliş nedeninin bilgi almak olduğunu anlatıp randevu verdiği için teşekkür etti. Akıncı da kendi ekibini tanıttı. Tanıtırken sıra köftecilikten geldiği ve tepkiler aldığı için adı “Köfteci” olarak anılan cumhurbaşkanlığının sözcüsü Barış Burcu tanıtıldığında Özdağ “Evet köftelerinin iyi olduğunu duydum” dedi. Yani, diplomatik bir dille diplomasisinin değil, köftelerinin iyi olduğunu söyledi. Ama köfteci bu diplomatik dilden anlamadığı için güldü. İşte KKTC heyetinin iletişimden sorumlu yetkilisinin iletişimden kaldığını böyle gördük.

Mustafa Akıncı ardından agresif bir üslupla önce “ Aranızda benim aleyhimde ağır ithamlarda bulunan kişiler var…” diyerek benim Mehmetçiktv.com.tr’de yazdığım ve sosyal medyada paylaştığım, kendisini gösterdiğim gerekçelerden dolayı işbirlikçi olmakla itham ettiğim sözlerimi okudu. Ardından dosyadan başka bir belge çıkartarak Ümit Özdağ’ın bir makalesinde kendisini “Rum sevici” olarak itham etmesini ve benzeri eleştirilerini okudu. Bir ara da MHP Kayseri milletvekili Prof. Dr. Yusuf Halçoğlu’nun bir açıklamasından dem vurarak sitem etti.

Özdağ’da kendisine “ Sayın cumhurbaşkanı herkesin yazdığı kendisini bağlar, biz buraya yazılanları sizinle tartışmaya değil, sizin anlatacaklarınızı dinlemeye geldik dedi.” dedi. Akıncı adadaki sıkıntılara yönelik Türkiye’de yaşayanların ilgili olduğunu ancak kendilerinin adada yaşadığını ve bir anlamda adada yaşayanların söz hakkının fazla olduğu anlamına gelen ifadeler kullanmaya başlayınca, Özdağ “ Bu topraklar sizin olduğu kadar da bizimdir. Ne az ne fazla. Benimde bu topraklarda akrabam yatıyor” diye araya girince Akıncı “Evet öyle ..”demek zorunda kaldı..

Bunun üzerine biraz sakinleşti ve elindeki dosyayı bir kenara koyup görüşmelerle ilgili bilgiler vermeye başladı. Pek çok kez sözüne “ben seçimlerde yüzde 60 oy aldım. Ben halkın istediğini yapıyorum” dedikten sonra “ Beni işbirlikçi olmakla suçluyorlar, oysa ben Annan planına imza atılan maddelerin müzakeresini yapıyorum. Hatta, Eroğlu ve Denktaş’ın yıllar önce attığı imzalara göre benim müzakere ettiğim maddeler onların imza attığı maddelerdir ” diyerek görüşmeleri anlattı.

Heyetimiz sadece dinledi araya girmedi. Diğer görüşmelerde edindiği bilgileri kullanmadı. “Siz böyle söylüyorsunuz ancak şu da şöyle diyor” tarzını benimsemedi. Müzakereleri yürüten Özdil Nami’de zaman zaman araya girerek müzakerelerin nasıl yapıldığını anlattı. Konuşmaların iddia edildiği gibi gizli olmadığını ve deşifre edilerek Türkiye’ye gönderildiğini söyledi. Ama konuşmaların ne kadarının resmiyete geçtiği bilinmiyor. Rum tarafında bir kaç kez görüşmelerin deşifresinin tam yayınlanması üzerine Türk tarafının deşifreleri ile örtüşmediği ortaya çıkmıştı. Bu tutarsızlık Akıncıya sorulduğunda “Rum tarafı yalan yazıyor” diyerek kendisini savunmuştu. Sonra birkaç açıklamayı genişletmeyi hedef alan ara soru soruldu Özdağ ve Somuncuoğlu tarafından.

Yaklaşık 45 dakika Rum tarafı ile yapılan anlaşma maddelerini ve ne kadar başarılı olduklarını anlattılar. Biz Akıncıyı dinlerken o gün 4 saat görüştüğü ve çok iyi ilişkisi olduğunu söyleyen Rum lider Anastasiadisgazetecilere “Vatanımızı 1974’ten beridir kirleten işgal ordusundan kurtarmak için çabalıyoruz.” diyerek Türklere ve Türk ordusuna  hakaretler yağdırıyordu .

Mustafa Akıncı, sözlerini tamamladıktan sonra sıra bizim sorularımıza geldi. Ümit Özdağ “ Sayın Cumhurbaşkanı, son 100 yılda adada Rumların öldürdüğü Türk sayısını herkes biliyor, peki bir Türk’ün bir Rum’u öldürdüğü görüldü mü?” diye sordu. Akıncı “ Savaşlarda oldu tabi …” dedi. Özdağ “ Hayır, savaşlarda değil, barış zamanı “ diyerek sorusunu tekrarladı. Akıncı’dan adada bu soruyu sorduğu herkesten aldığı “Hayır” cevabını bekliyorduk ki, “ Hayır” demekten kaçınarak yine “ Savaşlarda tabi ki Türklerin Rumları öldürdüğü oldu “ dedi. Özetle, Akıncı savaş zamanı dışında Türklere yönelik Rum saldırıları olduğunu açıkça reddetti. Oysa BM belgeleri bile Rumların savaş zamanı dışında gerçekleştirdikleri katliamları kabul ederken Akıncı reddediyor.

Ardından Ümit Özdağ, “ 100 yıldır adada Türk öldüren ama her fırsatta kendilerini mağdur ve ezilen taraf olarak gösteren Rumlara güvenip güvenmediğini sordu. Akıncı “ Rumların arasında Türk düşmanları da var ama tabi ki güvendiğim Rumlar da var” dedi.

Çok sık görüştüğü Rum lider aynı saatlere Türklere ve TSK’ya ağır hakaretler ederken Akıncı bize onlara güvendiğini anlatıyordu. Belli ki güvenmediklerinin arasında Türkere hakaretler yağdıran Anastasiadis yoktu.

Tam bir akıl tutulması…Bu Rum seviciliği değil de nedir?

Halen de ardı arkası kesilmeyen bu hakaretlere ne Türkiye’den ne de Akıncı’dan bir cevap geldi.

Görüşmelerde Akıncı’ya ben de bir soru yönettim. “Müzakerelere sizin kabul ettiğiniz maddelerden birine göre 40-60 bin arası Rum’un Türk bölgesine yerleşecek ve Türk tarafında seçmen olacak. Bu durumda 190 bin olan Türk sayısı zaman içinde eriyecek ve temsil edilmeleri 10 yıl sonra zorlaşacak. Bu nasıl kabul edilir”dedim. Verdiği cevap aynen şöyleydi: “Evet öyle bir madde var ama o kadar Rum gelmez. “

Bu konuda Akıncı’nın Kbrıs’ın başarılı ve vatansever başbakan Hüseyin Özgürgün’e “Gelecek Rum sayısı 3-4 bini geçmez” dediğini de hatırlatmak isterim.

Burada soruyorum… Eğer bu kadar Rum Türk tarafına yerleşmeyecekse Rumlar anlaşmaya bu maddeyi neden kattılar? Gelmeyeceklerine inanıyorsan neden kabul ediyorsun? Ve ne kadar Rum’un geleceğini nereden biliyorsun ve bu soruya Rum’lar adına cevap vermek sana mı düşer?

Görüşmede, Yusuf Halaçoğlu adada vakıfların malı olan toprakların 1913’te İngilizler tarafından yasa dışı ve sahte belgelerle Rumlara verildiğine dikkat çekti. Bilgisayarını açıp son derece iyi niyetle ve yardımcı olmak için “ Ben Osmanlı arşivlerinden binlerce hektar arazinin vakıfla ait olduğunu buldum tapularını sizin için fotokopi çektim. Maraş’ın yüzde sekseni Abdullah paşa ve lala Mustafa paşa vakıflarına ait tapular bunlar. Vakıf malı satılamaz devredilemez. İngilizler de Rumlar da bunu biliyor. Buna rağmen İngilizler tarafından satılmış olmasının hukuken kabul edilmemesi gerekmektedir. Size bu belgeleri vermek isterim “ dedi. Akıncı ve Özdil Nami benzeri belgelerden haberdar olduklarını söylediler ve 40 yıl sonra ortaya çıktığını hatırlattılar. Halaçoğlu ne zaman çıktığı değil gerçek olup olmadığı önemli diyerek müzakerelerde bunları Rum tarafının ve İngilizlerin önüne koymaları gerektiğini söyledi.

Toplantının sonunda Özdağ, kendine has nezaketiyle bir Cumhurbaşkanına söylenebilecek en ağır cümleyi kurdu. “Sayın Akıncı, siz artık Türk tarihinde bir figürsünüz. Bundan 100 hatta 1000 sene sonra Türk tarih kitaplarında ya ülkesini ve milletini felakete götüren ve ihanet eden bir siyasetçi ya da ülkesini ve milletini refaha güvenliğe götüren bir siyasetçi olarak geçeceksiniz. Biz ikincisinin olmasını arzu ederiz” dedi ve “Türk toprağı Kıbrıs’ın ikinci Girit olmasını istemiyoruz” diyerek toplantıyı sonlandırdı. Akıncı’da tabii bende ikinci şekli ile tarihe geçmek isterim dedi ve toplantı sona erdi.

Vedalaşma sırasında Mustafa Akıncı ve heyetiyle ile herkes medenice el sıkıştı. Yanıma geldiğinde kendisine herkesin duyacağı şekilde “ Sayın cumhurbaşkanı ben bir gazeteci ve yazarım. Sizi ağır eleştirmiş olabilirim, ben Türk milliyetçisiyim ve sizi bir Türk Akıncısı gibi görmek isterim. Bu da sizin elinizde. Bize gösterin, inandırın ben de sizin için AKINCI MUSTAFA diye yazayım.”dedim. Bana “ Ben akıncıyım, ben de milliyetçiyim “ diye cevap verdi.

Maliye Bakanı Serdar Denktaş'ı ziyarete gittik. Samimi bir şekilde karşılandık. Burada onun anlattıklarını uzun uzun yamak istemem aklımda kalan en önemli sözleri şöyleydi:

“ Bir araya geldiğimizde Akıncı bana ‘ neden sürekli Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler diyorsun. Öyle bir şey yok ‘Kıbrıslı’ var dedi. Korkarım ki bundan sonra Türkler eski mevzilerine dönmek zorunda kalacak…”

Mustafa Akıncı’nın ne milliyetçisi ve kimin akıncısı olduğu 12 Ocak 2017’de Cenevre’de başlayacak olan görüşmelerde ortaya çıkacak.

Adadaki bürokraside görev yapan vatanseverleri görevden alan Akıncı’nın heyete yaptığı çelişkili açıklamaları ve sorulara verdiği doğru olmayan cevapları Prof. Dr. Ümit Özdağ kapsamlı bir çalışmayla TBMM’de önümüzdeki günlerde düzenleyeceği basın toplantısı ile açıklayacaktır.

Bu arada, adada bulunduğumuz zaman bize saldırıya geçen TDP-CTP ve Rum sevdalısı sözde gazeteciler yalan yanlış ve kara çalan yazılar yazdılar. Bunlardan biri de Kıbrıs Postası yazarı Rasıh Reşat. Bu soytarı ‘Köfteci’nin kankisiymiş.

Yazdığı yazıda, Mustafa Akıncı ile görüşmemizde yer alanlardan aldığı bilgi ile Akıncı’nın Özdağ ve heyete ayar çektiğini yazıp atıp tutmuş….

Rasıh Reşat ve benzeri soytarıların yazdıkları yalanlar nedeniyle yaşanan gerçekleri detaylarıyla yazmak zorunda hissettim. Oysa, heyet oraya kavga etmeye gitmemişti. Üstelik, Özdağ ve heyete ayar verdiği iddia edilen Mustafa Akıncı ayrılırken “ Ümit bey birbirimize sert sözler söylemeyelim, bundan sonra da yüz yüze bakacağız. Beni doğrudan özel telefonumdan arayabilirsiniz. Şimdi danışmanım size özel numaramı verecek” dedi. Ve ardından özel numara Özdağ’a verildi.

Durum böyleyken saray soytarısı Rasıh Reşat’a bu yazının yazdırılması çok düşündürcüdür.

Rasıh efendi, yazdıkların doğru değil. Türk milletinden görüşme detaylarını gizleyenler ve köfteci kankin belli ki seni kullanmış, yanlış bilgi vermişler. Özdağ ve beraberindeki heyet görüşmede AKP ile ilgili tek bir kelime etmediler. Tam tersine, Akıncı dosyasından bir belge çıkartarak AKP ve Türkiye’yi suçladı. Türkiye Tenis Federasyonu’nun Rum kesimine gidip çalışmalar yapacağını yazan gazete kupürünü çıkartıp “ Bakın Türkiye ne yapıyor? Bu haber sonrasında Rum tarafı bizimle dalga geçti… AKP Beşiktaş’ı bile buraya bir özel maç için yollamıyor” diye hayıflanırken MHP Eski Milletvekili Vedat Bayram sözünü kesip “ Sayın cumhurbaşkanı o iş öyle değil. Türk takımlarını buraya yollamayan hükümet değil, UEFA’dır, yasak var..” diyerek doğruları söyleyince sustular..

İşbirliği ve ihanete gelince

Yazında “Özdağ ve şürekası “ dediklerin seçkin Türk milliyetçileridir. Anana sor onlar olmasaydı acaba senin soyadın Reşat olur muydu? Yoksa soyadın Rum ya da İngiliz olmadığı için mi üzülüyorsun? Kinin ve nefretin bundan mı?

Senin şu an güven içinde yaşıyor ve karnının doyuyor olmasındaki tek neden olan senin “Özdağ ve Şürekası”dediğin Türk milliyetçilerinin varlığıdır.

Şunu bil ki, değil Akıncı ve Köfteci yedi sülaleleriniz bir araya gelse adayı kimsenin hakimiyetine sokamayacak. Anlaşmaya imza atsa bile son sözü Türk milliyetçileri söyler. Bunu sakın unutma…

Bundan sonra Türk milliyetçileri adaya daha çok gelecek. KKTC’yi bölücü terörist cennetine çeviren, onlarla ateş başında halay çeken işbirlikçi alçaklar ve senin gibi nefret kusan soytarılar için zaman tükeniyor…

Sen, Rum ya da İngiliz dostlarına bir gece ansızın sınırın öbür tarafına efendilerinle birlikte koşar adım geçebileceğini hatırlat olur mu?

İstersen KAL!...

Çok sevinirim...

Vedat YENERER

 

-----------------------------------

Rum lider 25 Aralık 2016’da ( dün) yaptığı açıklamada Mustafa Akıncı’nın Ümit Özdağ başkanlığındaki heyete başta dönüşümlü başkanlık olacağı anlaşmaları olmak üzere anlattıklarının neredeyse tamamını yalanladı.

Bu arada, bakın Anastasiadis neler diyor. Akıncı ve destekçileri hala masadan kalkmıyor, bu sözler onurlarına gururlarına dokunmuyor…

 

Anastasiadis: "AB üyesi Kıbrıs'ta garantörler olamaz"

Kıbrıs Cumhuriyeti” Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis, “Kathimerini” gazetesine Kıbrıs sorununun çözümü ve müzakereler konusunda söyleşi verdi.

Söyleşisine, “boşlukların bulunduğu 103 maddelik bir liste olduğu ve bunun azalıp azalmadığı” şeklindeki bir soruyu yanıtlayarak başlayan Anastasiadis, “bu listenin BM listesi olduğu ve daha ziyadesiyle teknik konulara ilişkin olduklarını” belirtti.

Anastasiadis, “bu konulardan bazılarının çözüldüğünü ancak önemli denebilecek sayıdaki maddelerin çözümden sonra hazırlanmak üzere kaldıklarını” ifade etti ve buna örnek olarak “anayasaların yazılmasını” gösterdi.

Anastasiadis: “Merkezi hükümetin ve federal hükümetlerin anayasalarının nasıl yazılacaklarına ilişkin kesin koşullar olmalı” şeklinde konuştu.
“O halde çözümün ilk gününün bir geçiş dönemi sonrasında olmasının daha iyi mi olacağı?” şeklindeki bir soruya olumsuz cevap veren Anastasiadis: “Anlaşmanın ardından anayasaların yazılması gelmeli, eksik kalanlar gerçekleşmeli ve referandumlar belirlenmeli. Mevcut durum devam edecek ancak referandumlar belirli bir zaman diliminde belirlenecek ve mevcut boşlukları halletmemiz gerekecek” şeklinde konuştu.

Anastasiadis, “bir ara çözümün olmayacağını, çözüm anlaşmasının olacağını ve gerek çözüm anlaşması, anayasaların yazımı, gerekse bayrak ve milli marşın kabulü konularında uzlaşılanların kağıda geçirilmesi talimatının verileceğini” belirterek “bunun devamında, boşluklar ve belirsizlikler olmaksızın halkın onayına sunulacaklarını” vurguladı.

Siyasi çözümün gerçekleşmesi durumunda bir ön hazırlık döneminin gerekli olacağını” ifade eden Anastasiadis, “ancak bunun statükoyu değiştirmeyeceğini, Kıbrıs Cumhuriyetinin lağvedilmesi ya da dönüşümünün söz konusu olmayacağını, çözümün halk tarafından onaylanmasının gerektiğini, ancak bu şekilde çözümün ilk gününün olabileceğini” belirtti.

Anastasiadis, “anlaşmada Türk askerinin çekilmesine ilişkin takvimin, iç güvenlik, çözümün uygulanmasının güvenliği, garantilerin kaldırılması vb. ilişkin düzenlemelerin de yer alacağını” vurgulayarak “biri çözülürken bir diğerinin kalması söz konusu olamaz” şeklinde konuştu.

Çözümün altı başlık hakkında olacağını ve BM’nin listesindeki gibi askıda kalan konuların düzenleneceğini mi kastediyorsunuz?”  şeklindeki bir soruya ise Anastasiadis: “Evet, doğrudur. Örneğin, federal hükümetin memurlarının isimleri, milli marş, bayrak vs.” yanıtını verdi.

Bir anlaşmaya varılması ve örneğin Türk askerinin geri çekilmesi için dört yıllık bir takvim öngörülmesi sonrasında, iki yıl sonra Türkiye’nin herhangi bir sebepten ötürü geri adım atması durumunda “Kıbrıs Rum Devletinin” elinde herhangi bir koz olup olmayacağının sorulması üzerine ise Anastasiadis: “Bu yüzden BM’den güçlü bir karar istiyoruz” yanıtını verdi.

Anastasiadis sözlerini “Bu yüzden Barış gücünün rolü, askerlerin çekilmesini ve uygulamanın normal gerçeklemesini sağlamaktır” şeklinde konuştu.

Güzelyurt’un iade edilmesinin kesin olup olmadığının sorulması üzerine ise Anastasiadis: “Hassas olunan konular ve bölgeler olduğunu, bunlar karşılanmasa bir çözümün söz konusu olmayacağını söylemiştim” ifadesini kullandı.

DÖNÜŞÜMLÜ BAŞKANLIK BENİMSENMEMELİ ANCAK…”

Anastasiadis, “Dönüşümlü başkanlığa nasıl bakıyorsunuz?” şeklindeki bir soruya karşılık, “Bizim görüşümüz elbette dönüşümlü başkanlığın benimsenmemesi yönündedir. Ancak ‘dayanaksız’ yapılan müzakerenin yardımı yoktur ve bu kritik dönemde faydalı değildir” şeklinde konuştu.

BEŞLİ DEĞİL ÇOKLU KONFERANS OLACAK”

Anastasiadis söyleşisinin devamında, BM ve AB üyesi olacak bir devletin, vatandaşların ve de çözümün uygulanmasının sağlanması için ne garantilere ne de ordulara ihtiyacı olacağını iddia ederek, AB çerçevesinde gerçekleştirdiği temaslarda bu görüşünü ortaya koyduğunu ve üye ülkelerin de, AB üyesi olan bir ülkede üçüncü bir ülkenin garantör olmayacağı tezini net biçimde benimsediklerini öne sürdü.

Cenevre’deki konferansın “beşli değil kesinlikle çoklu olacağını ve BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin katılımının sağlanması yönünde müzakerelerin olduğunu” ifade eden Anastasiadis, bu konuda Kıbrıs Türk tarafının görüşünün sorulması üzerine ise şunları söyledi:

Karşı tarafın anlayışı ister olsun, ister olmasın çoklu konferans kesindir. Her şeyden önce, beşli konferans değildir. AB hazır bulunacaktır. Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin de olma ihtimali vardır. Garanti anlaşmalarına ilişkin olarak eğer müzakere, katılan taraflar arasında olacaksa o başka bir şeydir. Ancak AB’nin ve hatta Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin katılmasını gerektirecek unsur, eğer çözüm bulunursa, anlaşılanların hayata geçirilmesini ve bu hayata geçirilme sürecinde barış gücünün üstleneceği yükseltilmiş rolü sağlayacak güçlü bir BM kararının gerekli olmasıdır.”

Toprak konusunda uzlaşı olmazsa dahi 12 Ocak zirvesinin yapılma ihtimalinin bulunup bulunmadığı” şeklindeki bir soruya karşılık ise Anastasiadis, “varılan anlaşmanın haritaların sunulmasıyla 12 Ocak tarihinde konferansın başlayacağı şeklinde olduğunu, görüş ayrılıklarının azalması ve konferans öncesindeki üç günlük sürede anlaşmaya varacak bir konumda olmak için Kıbrıs’ta devam eden bir süreç bulunduğunu” söyledi.

Anastasiadis: “Eğer askıda kalan konular olursa devamında da görüşülebilir. 12 Ocak’ta sonuca ulaşamamamız, müzakerelere geçici bir ara verilemeyeceği ve devamında yeniden başlamayacağı anlamına gelmez” şeklinde konuştu.

Harita sunulmasının 12 Ocak konferansının koşulu olduğunu, harita sunmanın başka uzlaşıya varmanın ise başka şey olduğunu” belirten Anastasiadis: “12 Ocak konferansına toprak konusunu görüşmek için gitmiyoruz. 12 Ocak konferansı sadece garantiler ve güvenlik konularına ilişkindir. Geri kalanlarını çözmek sadece biz Kıbrıslılara kalmıştır. Yani 11 Ocak tarihine kadarki görüşmelerde ya çözülmüş olmalılar ya da sonuçla orantılı bazı konular açık kalmış olmalıdır” dedi.

Anastasiadis, “açıkta kalmış konuların güvenlik ve garantiler başlıklı görüşmeye getirilemeyeceği” iddiasında da bulundu.

Söyleşisinde Yunanistan hükümeti ve yetkilileriyle mükemmel bir işbirliği içerisinde olduklarını da vurgulayan Anastasiadis, Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın görüşmelerinin, “Türkiye’nin niyetini belirleme” açısından faydalı olacağını düşündüğünü ifade etti.

Anastasiadis, Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümünü istemesinin en büyük sebebinin doğal gaz yatakları ve Türkiye’nin bir enerji merkezi olmayı istemesi olabileceğini de belirtirken, doğal gaz konusunun çözüm müzakerelerinde görüşülmediğini, buna asla izin vermediğini ifade etti.
12 Ocak konferansının yolun sonu anlamına gelmediğini ve açık uçlu olduğunu bir kez daha yineleyen Anastasiadis, müzakerelerden memnun olmasının sebeplerinin sorulması üzerine ise şunları söyledi:
“Çözümün ertesi gününden itibaren geçerli olacak nüfus oranıyla, Helen nüfusunu, 1960’taki orandan çok az sapmayla korunmasını, gelecekteki nüfus oluşumunun, doğal artışı dışında, ilk günkü oranında, yani dörde bir oranında korunmasını sağladık. Bu Kıbrıs Rumlarının en büyük kazanımıdır. İkincisi ise temel özgürlüklerin tam anlamıyla sağlanmasıdır. Serbest dolaşım, yerleşim, çalışma, mülk edinme, her yerde engelsiz olacak. Düzenlemeler, iki toplumluluk özelliğinin sağlanabilmesi için sadece siyasi haklarda yapılacak. Kişisel mülkiyet hakları, beş çözüm şekliyle, beş alternatif öneriyle sağlanıyor. Zürih anlaşmasından Temsilciler Meclisi için öngörülen 70-30 sayısı daha da iyileştirilerek 75-25 oluyor. Elbette siyasi eşitliği temsil edecek Üst Mecliste, diğer tüm federasyonlarda olduğu gibi sayı eşit olacak. Merkezi hükümetin yetkilerinin çoğunlu üzerinde uzlaşıya varıldı ve merkezi hükümetteki günlük sorunların ve herhangi bir anl



GÜNÜN ÇOK İZLENENLERİ