28 Şubat ve FETÖ’ye zemin hazırlayan zihniyet

Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Askeri Ataşelik, Kosova Türk Temsil Heyeti Başkanlığı ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Müdürlüğü gibi görevlerde bulunan FSMVÜ öğretim üyesi Doç. Dr. Hasip Saygılı, 28 Şubat’ın yıldönümünde, o dönem orduda baskın olan zihniyeti kaleme aldı.

02 Mart 2017 Perşembe 09:20

DOÇ. DR. HASİP SAYGILI

15 Temmuz 2016’daki FETÖ’nün kanlı darbe girişiminden sonra Silahlı Kuvvetlerin yeniden yapılandırma işlemleri başlamıştır. Orduda emir komuta ilişkilerinden, askeri mekteplere kadar köklü değişiklikler uygulamaya konulmuştur. Her türlü siyasi tercihin üstünde konuya ilişkin tespit, eleştiri, tecrübe ve önerisi olanların açık yüreklilikle görüşlerini kamuoyu ile paylaşmasının içinde yaşadığımız dönemde siyasi karar vericilerin meselenin farklı yönlerine nüfuz etmesine de hizmet edebileceği ümit edilmektedir.

Son dönemlerde sık sık gündeme gelen asker sivil ilişkileri konusunda sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için Silahlı Kuvvetlerin subay ve generallerinin zihniyet dünyalarının bilinmesi gerekmektedir. Söz konusu grubun zihniyet koordinatları anlaşılmadan siyasetin maruz kaldığı darbe, muhtıra ve örtülü müdahalelerin gerçek saik ve itici motifleri göz ardı edilmiş olacaktır.

Diğer taraftan kumpas davaları ve nihayetinde FETÖ fitnesinin orduyu teslim alacak safhaya gelmesinde dış komplo ve etkilerin yanında ordunun iç dinamiklerinin de ağırlıklı bir rolü olduğu inkâr edilemez. Denebilir ki ordunun zihniyet koordinatları sağlam olsaydı ne 28 Şubat sürecinde ordu politize olup itibar kaybeder ne de FETÖ, Silahlı Kuvvetlerin kılcal damarlarına hâkim olabilirdi. Yine varsayım üzerinden gidersek, orduyu çökerten kumpas davaları belki bu kadar yıkıcı hasar meydana getiremezdi, diyebiliriz. Hatta daha ileri gidersek şunu da söylememiz gerekir: Kurumun iç dinamikleri sağlam olsaydı son senelerde FETÖ mensuplarının neredeyse tulum çıkaracak tarzda generalliğe terfileri sağlanmazdı…

Komplo ve dış etkiler çerçevesinde, FETÖ ihanetinin orduda yuvalanması ve hain darbe girişimine kalkışacak cüreti kendinde bulması müstakil bir çalışmayı hak ettiğinden şimdilik değerlendirme dışı bırakılmıştır.

‘HALKA YABANCILAŞMAK’

Fikrimizce konuya dair bugüne kadar yapılmış tahlillerin büyük bir kısmı resmi olduğu gibi görmekten ziyade ya orduya toz kondurmayan savunmacı bir söylemi veya kurumun kategorik olarak yıpratılmasını hedefleyen bir bakış açısını yansıtmıştır. Zıt yöndeki bu iki bakış açısının mevcut problemleri gidermede katkısı olmamıştır.

Önyargısız sağlıklı bir yaklaşım için subay ve generallerin zihniyet dünyalarının ortaya çıkarılması gerekir. Bunun için de ayrıntılı olarak halka yabancılaşma, profan yaşam, “Atatürkçülük”, kendini evrenin merkezinde sayma, formasyon yetersizliği, moral değerlerden yoksunluk, yolsuzluk ve usulsüzlüklere müsamaha ve israf, hamiyetsizlik, risk almama ve kurum üzerinde emekli nüfuzu gibi konuların soğukkanlılıkla değerlendirilmesi gerekir. Bunun için öncelikle eli kalem tutan emekli subay ve generallerin kurumun eski mensubu olarak yazdıkları “özeleştiriler”den faydalanılmalıdır. Siyasi görüş farklılığı dikkate alınmadan eski askerlerin yaptıkları değerlendirmeler dikkate alınmalıdır. Ahmet Yavuz, İsmail Hakkı Pekin, Mustafa Önsel, Ahmet Küçükşahin, İkrami Özturan gibi görüşlerini kitaplaştıran emekli askerlerin sağlıklı bir zihniyet değerlendirmesi için epey malzeme sundukları bilinmektedir. Bu malzemenin karar vericiler tarafından yok sayılmamasını temenni ediyoruz.

Son dönemde gündeme gelen asker sivil ilişkileri konusunda sağlıklı değerlendirme yapabilmek için Silahlı Kuvvetlerin subay ve generallerinin zihin dünyalarının bilinmesi gerekir.

Bu yazı çerçevesinde subay zihniyetinin bazı yansımalarına dikkat çekmek istiyoruz.

Halka yabancılaşma: Türkiye’de subayların bir kısmı içinden yetiştiği halka kültür ve yaşayış olarak yabancılaşmış bir kitleyi temsil etmektedirler. Bu yabancılaşma kendini en yaygın olarak din alanında göstermiştir. Sömürge Hindistan’ında İngiliz subaylarının Hinduizm ve İslam hakkında sahip olduğu bilgi kadar olsun bazı subaylarda Müslümanlık hakkında bilgi yoktur. Mesela Sünnilikle Şia arasındaki tarihi ihtilafın nasıl zuhur ettiği hakkında tutarlı ve doğru üç cümlelik bilgi verecek seviyede olsun genel kültür emaresini göremeyebiliriz. Subayların çoğu, oryantalistlerin İslam Ansiklopedisi’nin Millî Eğitim Bakanlığı çevirisini dahi modası geçmiş dini muhtevalı bir külliyat zanneder.

Müslümanlık ağırlıklı olarak olumsuz referanslarda kullanılmıştır. Subayların aldıkları eğitim ve itiraz edilemeyen bakış açısına göre İslam bütün olumsuzlukların kaynağıdır. Din denilince hemen hemen sadece irtica, baskı, sömürü, zulüm akla gelmektedir. Dinin sosyal dayanışma ve cemiyet hayatında sağladığı müspet değerler bir faktör olarak kayda alınmaya değer dahi bulunmamaktadır. Dini hassasiyeti olan kimseler doğrudan arızalı kişilikler olarak muamele görmüşlerdir. Bu moral dayanaktan yoksun bakış açısının ordu içindeki FETÖ mensupları için kullanışlı bir “meşruiyet” şemsiyesi yarattığı çıkarsanabilir.

Son birkaç yıl öncesine kadar albay rütbesinde oruç tutan subaylardan generalliğe terfi edenlerin büyük bir kısmının toplum içine çıkınca oruç tutmadığını etrafa ispat etme çabasına girdiği hemen herkesin bildiği bir dönüşümdür.

Profan yaşam: Yakın zamana kadar orduda bir subayın öncelikle profan yaşayış sürmesi tercih edilirdi. Bu bakış açısının gerisinde, açıkça ifade edilmese de bu tarz bir yaşayışın irticacı akımlara karşı bir nevi savunma hattı olduğu varsayımı vardır. İroni gibi olacak ama doğruluğundan on yıllarca kuşkulanılmayan bu varsayımın çürük olduğunu da FETÖ, kamuoyuna kanıtlamıştır…

Dönemin geçerli paradigmasına göre profan yaşayışın en önemli göstergesi içkidir. İçki kullanmayan subaylar potansiyel “rejim düşmanı”, “irticacı” olarak muamele görürdü. Büyük çoğunluğunun evinde 50 kitaplık bir kitaplık bulunmayan subayların evlerinde mutlaka muhtelif ebatlarda içki şişeleri bulundurulması neredeyse gelenekti.

Subayların evine ve eşine bağlı mazbut bir hayat sürmesi alay ve küçümseme konusudur. Genç subaylara evlenmeyip “hayatın tadını çıkarması” tavsiye edilir. Evlenip ikiden fazla çocuk sahibi olan subaylar hakaret sayılabilecek sözlere muhatap olabilirdi. Birçok amir, 28 Şubat gibi süreçlerde üç çocuklu olup da mazbut yaşantı sahibi olanların irticadan emare verdiklerini kabul ederdi.

Personel yetiştirilmesinde işinin ehli, kaliteli subay yetiştirilmesi birinci öncelikli değilmiş gibi algılanmıştır. Mesela kurmay subayların eğitiminde 10 parmak yazı yazma yeteneği kazandırılması asla gündeme gelmezken içki, dans ve balo gibi konular olmazsa olmazlardan kabul edilirdi.

Denebilir ki ordunun zihniyet koordinatları sağlam olsaydı ne 28 Şubat sürecinde ordu politize olup itibar kaybeder ne de FETÖ Silahlı Kuvvetlerin kılcal damarlarına hakim olabilirdi.

Askeri lise ve astsubay okullarının Erzincan ve Çankırı gibi şehirlerden kaldırılmasının arkasındaki nedenin tercih edilen hayat tarzına daha kolay intibak sağlama düşüncesi olduğu tahmin edilebilir.

Terfi ve kritik görevlere gelmede içki içme, dans etme, evinde köpek besleme gibi yaşam emareleri pek çok zaman liyakat ve ehliyetin önünde kabul edilmiştir. Bu tarz görüntüye dayalı kanaatleri FETÖ’nün kendi hain hesapları için ordu içinde sonuna kadar kullanmış olduğu anlaşılmıştır.

Diğer taraftan profanlığın bir din gibi algılanması din, vicdan gibi metafizik değerleri yok derecesine indirdiğinden subaylar arasında sıcak bir ideal arkadaşlığı, samimi ve karşılıklı saygı kalmamıştır. Hemen her iş gösteriş için riyakârca yapılır olmuştur. İnancın, idealin, adanmışlığın önceliği bulunmadığı bir dünyada subayların birçoğu için de en büyük mutluluk deniz kıyısında balıkla rakı içmekten ibaret görülür olmuştu. Oysaki pagan Roma’nın general ve subaylarının bile inanılan manevi değerler olmaksızın işlerini profesyonel olarak yürütemedikleri bilinmektedir.

KUMPAS YARGILAMALARI

Mesleki bağlılık ve dayanışma duygusu dumura uğrayınca kurumun bekası ve itibarı için neredeyse kimse kılını kıpırdatmaz olmuştur. Hemen herkes iş yapmamak için yasal ve idari düzenlemeleri gerekçe olarak kullanmaktadır.

Bu satırların yazarı, ordunun subaylarının tamamının son üç beş yıl öncesine kadar yukarıda zikredilen arızalarla malûl olduğunu iddia ediyor değildir. Savunulan, arızalı zihniyet dünyalarına işaret edilen personelin tercih edildiği ve işini profesyonel olarak yapmak isteyen yetenekli subayların sistemli olarak hak kaybına uğratıldıklarıdır. Esasen görevini profesyonel olarak yerine getiren subayların hak kaybına uğratılarak kurum dışına çıkmaya zorlanmalarının uğursuz FETÖ örgütlenmesinin ağırlıklı dahli olan ve hedefinden saptırılmış kumpas yargılamaları ile ivme kazandığı artık kamuoyu tarafından kabul edilmektedir.

Bu kısa yazıda dile getirilen tespitlerin birçoğu son birkaç yıldır yoğunluğunu kaybetmiş, 15 Temmuz 2016 sonrası siyasi iradenin ordu üzerindeki tasarrufu ile de gündemden düşmüştür. Ancak şimdilik problem sahası olarak görülmeyen hususlarda sağlıklı bir zihniyet dönüşümü için işaret edilen arızaların isabetli bir şekilde teşhisinin önem taşıdığı fikrindeyiz.

Uluslararası standartlardan uzak, kapalı, profesyonellikten uzak, verimsiz yapılanmanın sağlıklı bir teşhis ve tahlilinin yapılarak ülke çıkar ve değerlerinden sapmaların ayrıntılı olarak tespit edilmesi ile bunlara çare olabilecek köklü tedbirler üzerinde durulması bir beka sorunu olarak kendini hissettirmektedir.