Bu makale saray soytarılarına son cevap olarak yazılmıştır

Sıkılmadan okuyabilmeniz açısından başta ifade etmek gerekirse ROK burada, deyim yerindeyse saray soytarısı “padişahım çok yaşa,” tarafının bir sembolüdür...

16 Mart 2017 Perşembe 08:40

İzleyenlerin malumlarıdır. Rasim Ozan Kütahyalı, nam-ı diğer ROK isimli, yalan, iftira ve küfür üstadı şahısla aramda bir süredir bir atışma sürüp gitmektedir. Öte yandan son kertede tartışmanın geldiği şekil, ROK’un içinden çıkan süğper erkek kişilik sayesinde: “Senin ağzını caaart diye yırtarım yelloz,” havasına bürünmüş ve buradan öte saç saça-baş başa sürmesini beklediği bu ilişki, en azından benim açımdan medeni çerçevede sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır.

Sıkılmadan okuyabilmeniz açısından başta ifade etmek gerekirse ROK burada, deyim yerindeyse saray soytarısı “padişahım çok yaşa,” tarafının bir sembolüdür ve Türkiye’nin son 15 yılda geldiği durumu ortaya koyması açısından ancak bir araç olarak kullanılabilecek değerde bir malzemedir.

Üstat ROK, 27 Şubat 2017, Pazartesi günü Sabah gazetesinde yazdığı “Son ve umutsuz bir hamle” başlıklı yazısında yalan yanlış bilgilerle ve özetle: “Balyoz ve muhtelif davalardan yargılanan kişileri hedef alan” bir yazı yayımladı. Bunun üzerine ben de, “ne istediler de vermedikçiler” ve ROK benzeri FETÖ’cülerin kumpasıyla mağdur edilen, müebbet hapisle yargılanan ve üstüne bir de 3,5 yıl hapis yatırılan biri olarak 2 Mart 2017 tarihinde Twitter hesabımdan şu twiti attım; “ROK, hayatında bir gün şerefinle yaşa dişimi kıracağım. Allah ıslah etsin diyeceğim, Allah da ümidini kesti senden. Uzaylı ROK.”

Vay sen misin bu twiti atan! Süğper istikrarlı bir hayat süren, zamanında FETÖ’cüleri yere göğe koyamazken bugün 15 Temmuz kalkışmasını tek eliyle bastırdığını öğrendiğimiz ROK, 5 Mart 2017 tarihinde Sabah gazetesindeki köşesinde “Darbeci şerefsizlerle savaş vaktidir,” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Ve aynı yazıda tarafıma yönelik; “saldırgan ve çeteci şiddet eğilimleri olduğu devletin kayıtlarına girmiş bir Talat Aydemir müsveddesi şahsıma küfretmiş” diyerek bir tartışma başlattı.

Yukarıdaki tweetimi ağır hakaret ve küfür olarak yorumlayan ROK devamla şahsıma yönelik olarak; “çeteci meczup-şerefsiz-haysiyetsiz-onursuz-çeteci saldırgan-CB RTE’ye küfreden mafya bozuntusu-darbeci-hain-terörist-şerefsiz hain-ordunun içini tahrik eden emekli-Fethullahçılar karşısında korkak ve pısırık gibi yenilmiş yıkılmış durumda olan,” şeklinde son derece nezih ifadeler kullandı.

Yaklaşık bir yıldır televizyon ekranlarına çıkış yasağı olduğunu düşündüğüm ROK’un yasağı kalkmış olmalıydı ve sanırım yeni döneme de sıkı bir başlangıç yapmak istiyordu. Bu maksatla küfür-kafir yazı ve tehditleriyle (!) bizleri de kullanarak malum makama kendini ispatlamaya, Mehmet Baransu’nun yanına koğuş arkadaşı olmaktan biraz daha uzaklaşmaya çalışıyordu. Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz  komutanımın nezaketinin yelloz tavrına en uygun rakip olduğunu düşündüğünden olsa gerek, Güneydoğu’da gösterdiği hizmetlerden ötürü “üstün cesaret ve feragat madalyası” sahibi komutanıma “korkak” diyecek kadar delikanlılaşan ROK, bir türlü amacına ulaşamayınca hırçınlaştıkça hırçınlaştı.

 

Öte yandan “Gücü Özgürlüğünde-Haber Türk” kanalının “Karşıt Görüş” programını sunan Balçiçek İlter isimli müstesna özgür ve tarafsız yayıncı gayret etse de ROK’la bir türlü aynı programda karşı karşıya çıkmaları mümkün olmadı. ROK’la aramda haberleşme aracılığı yapan şahısla tarafıma gönderdiği telefon mesajından anladığım kadarıyla ROK’un, gayret, özgüven ve tecrübesi bırakın Ahmet Yavuz generalimin karşısına çıkmaya benim karşıma da çıkmaya yetmiyor öte yandan buna gerekçe olarak ekran yasağımı gösteriyordu:

“Bu konuda şunu söylemek isterim. Habertürk’ten Balçiçek İlter’in Karşıt Görüş programı General Ahmet Yavuz ile karşı karşıya gelmek için beni davet etti. Ben de kabul ettim. Hatta diğer hayır konvoy üyeleri de gelsin dedim. 1’e karşı 5 olmanın benim açısından sakıncası yok. Fakat General Yavuz kabul etmemiş. Habertürk de haklı olarak hayır konvoyunun lideri olarak General Yavuz’un gelmesini istiyor. Albay Türkşen “Allah belanı versin Hulusi Akar” dediği için ana akım kanallar kendisini çıkartmak istemiyorlarmış. 15 Temmuz sonrası o hengamede kanallara çıkmış bu Albay ama sonra bu küfürlü mektup yüzünden tüm ana akım kanallarda kendisine yasak konmuş. Konvoyun başkomutanı General Ahmet Yavuz’a ise sıcak bakılıyor. Şimdi bu generaller ve subaylara çağrım şu, gelin sayacı sıfırlayalım. Albay Türkşen General Yavuz’u ikna etsin. Ben de Albay’ın General Yavuz ile beraber ekrana çıkabilmesi kendini ifade edebilmesi için ilgili yerlerle konuşayım, bastırayım. Elimden geleni yaparım. Ahmet Paşa rahat olsun, medeniyet ve nezaket içinde verimli bir tartışma yapalım. Komando Albay da yanında olsun. İsterlerse diğer konvoy arkadaşları da gelebilir. Şahsi bel altı saldırı ve hakaret olmadıkça ben asla nezaketten ayrılmam. Yakın dostları Hakim Albay Zeki Üçok ve Balyoz’un değerli avukatı Hüseyin Ersöz beni iyi tanır. Çekinecek bir şey yok. Bu şekilde organizasyonu yapıp haftaya çarşamba Balçiçek İlter’in programında buluşalım.”

ROK’un bu mesajından da anlayacağınız üzere Türkiye’de özgür medya ancak birileri birilerinin ekranlara çıkmasına izin verdiği kadar özgürdü ama kendilerine sorarsanız; “en demokratikin de demokratiki” bir ülkede yaşıyorduk ve bir de buna sevinmediğimiz için feci halde nankördük.

Ve yine üstat ROK, karşısına bardak gibi dizmeyi hedeflediği general/amiral/albaylar üzerinden “heloğğğgüüywğğkkkzüaaark” tarzı konuşmalarıyla “siz önce 27 Mayısın, 28 Şubatın hesabını verin” diyerek sönen yıldızını parlatacağını sanacak kadar iyi niyetli, saf ve temiz bir Istanbul delikanlısıydı. Son 10 yılda gözümüzün önünde yaşananlar için sayacı sıfırlayabilen ancak çarşı iznine çıkan erlere dahi “siz önce 27 Mayısın, 28 Şubatın hesabını verin” diyebilecek kafaya sahip ROK’un duaları da bir yere kadar kabul oluyordu.

Neyse artık biz yine konumuza dönelim. ROK’un bugüne kadar yazdığı köşe yazılarındaki diliyle hiç alakası olmayan “abicim-bubicim” tarzında yolladığı bu telefon meşazı üzerine ben de kendisine; “Meşazını aldım ROK kardeşim. Güçlü ve büyük bir Türkiye için ben de varım. Sen de var mısın?” mealinde şu kısa ve öz meşazı ilettim:

“Bu mesajı aynı yazdığım gibi kendisine iletebilirsiniz. Ahmet Yavuz generalim kendisini muhatap olarak görmediği için ekrana çıkmayı reddetti, korktuğundan değil. ROK o kadar kıymetli büyüğümle aynı anda programa çıkıp kendini cilalatacak kadar akıllı olduğunu sansa da kimse bu ucuz numaraları yemez. Benim için hala Ali Tatarların kanı ellerinde yalancı ve iftiracı biridir. Ana akım medya beni ekranlara çıkartmıyorsa Ulusal Kanal ya da Halk TV’yi hemen ayarlayabilirim. Telefonumu kendisine vermenizde hiçbir sakınca yok. Duyacaklarına hazırsa hemen arasın. Çok teşekkür ederim.”

Bu mesajlaşma sonrasında peş peşe yazdığı yazılarıyla şahsıma yönelik nezih tavrını sürdüren ROK, evlat olsa sevilmeyecek, bir ineği bile sütten kesecek, herhangi bir bilgilendirme içermeyen, okuyana ufuk açmayan, insanın içini karartan yazılarına aynen devam etti. Ekmeğini (!) oradan kazanıyor, bir şey diyemem ama kendisi gibi şirretleşemediğim için bir ara kendimi kaptırdığım bu tartışmaya hukuki haklarımı aramak üzere son verdiğimi söylemekle yetiniyorum.

Şimdi yazımızın özüne ve sonuna gelelim de bu kadar tuluatı neden yaptık onu deyiverelim. Hoş, ülkemizde saray da yok padişah da. Ancak böylesi bir ortamda dahi kendini güce sevdirmeye çalışan padişahım çok yaşacı saray soytarıları her yanı kaplamış durumda. Padişahı güldürmek ve ona hoş görünüp öyle ya da böyle ceplerini doldurmak dışında ne vatan umurlarında ne de millet.

Dedikleriyle yaptıkları, soğukla sıcak, beyazla siyah kadar zıt. Bunlar dün taptıkları FETÖ’ye bugün en ağır küfrü yine kendileri ediyor. Dün ağza alınmayacak küfür, yalan ve iftiralarla cezaevlerine doldurttukları Türk askerine, bugün yine öyle moda olduğu için alçakça hücum da ediyorlar. Okumuyorlar, okur gibi yapıyorlar ama okur gibi yaptıklarını da bir türlü anlamıyorlar.

Saray soytarıları bolca küfür ediyorlar. Çokça iftira atıyorlar. Her daim yalan söylüyorlar. Ve bunu sürekli yapıyorlar. Hiç de yorulmuyorlar. Vicdanları körelmemiş, doğuştan eksik doğmuşlar. Ne hak biliyorlar ne hukuk. Tek bildikleri, göz önünde işledikleri haysiyet cinayetlerinin hesabını vermek yerine, analarının rahmine dahi düşmeden olmuş olaylar üzerinden güya itibar kazanmak. Bugün dediklerini, yarın inkar ediyorlar. “Pardon” diyerek büyük bir lütuf yapmış gibi özürlerinin kabulünü bekliyor, hatta onu bile beklemeden bizden “Çoh deliganlı adamsın ağbü,” dememizi istiyorlar. Niccolo Machiavelli’ye rahmet okutacak makyavelist tarzlarıyla, Prens’in (Hükümdar) pabucunu dama atacak yazıları beş dakikada kaleme alabiliyorlar.

“Güçlü Türkiye’ye hayır diyenlere ne yapacaz ağbi? Dırav-dırav-dırav,” videoları umurlarında olmuyor da, devletin uçak-araba-harcırahı ile il il, ülke ülke gezenlere karşı emekli maaşlarıyla yola çıkan birkaç “Hayırlı Konvoy yolcusu emekli”den ödleri kopuyor. “Aman Yarabbim yine ne olmaktadır memlekette? Emekli darbeci zihniyet yollara mı düşmüştür? Darbeciler bunun hesabını mutlaka verecektir. Ama önce o pis darbeciler 27 Mayıs’ın, 28 Şubat’ın hesabını vermelidir,” diyorlar.

Değerli okuyucu. Topluma ışık tutacak özlü bir söz var malumunuz; “İmam osurursa cemaat sıçar,” diye. Milletin kararına sunulmuş bir referandumdan senin hoşlanmayacağın sonucun çıkma ihtimaline karşı, bu millete yıllarca dağda bayırda hizmet etmiş ve üstüne bir de iftirayla hapis yatırılmış insanları dahi terörist ilan etmeye kalkarsan, senden yüz bulan sarayın soytarısı da sıçar afedersin.

Sonra 15 senedir Türkiye hala nasıl düze çıkmıyor, dünyağnın on numara beş yıldız ülkesi haline gelmiyor diye referandum üstüne referandum yapıyorsunuz. “Valla bak, bu sefer de ivit deyin, kesin şaha kalkacağız,” laflarını duymaktan, her referandumdan bir kaç sene sonra da aldatıldığınızı anlamanızdan sıkıldı bu millet artık.

Çok merak ediyorsanız söyleyeyim. Reşat Petek’in Darbe Araştırma Komisyonu Başkanı, Adnan Tanrıverdi’nin Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, Nihat Hatipoğlu’nun YÖK üyesi, Rasim Ozan Kütahyalı’nın köşe yazarı olduğu ülkede daha çooook referandum yaparsınız da bir türlü o istediğiniz yerlere ulaşamazsınız.

Çünkü sizin duymak istediğinizden başkasını duymaya tahammülünüz olmadığı gibi, saray soytarılarını yüreklendirecek tavrınız ama milletinin menfaatinden başka derdi olmayan kral çıplakçıları duymayan kulaklarınız, görmeyen gözleriniz var. Siz yine bildiğinizi okumaya devam edin ama şunu da unutmayın. Soytarıların sesi ne kadar yüksek çıkarsa çıksın, kralın çıplak olduğu gerçeğini bastıracak kadar yüksek çıkamaz. Sonunda kaybeden siz, biz, tüm toplum olacağız. Soytarılarsa her zaman olduğu gibi soytararak hayatlarını sürdürmeye devam edecekler. Çünkü başka türlüsünü bilmiyorlar.

En derin saygı ve sevgilerimle...

Ali Türkşen - Emekli Deniz Kurmay Albay

Odatv.com



GÜNÜN ÇOK İZLENENLERİ