Atatürk’e küfredenler cephesi ve Yunan istihbaratı

Yunan istihbaratı Türkiye'de nasıl cirit atıyor?

11 Mayıs 2017 Perşembe 21:37

Sanki bir el düğmeye basıyor ve bir anda “Atatürk’e küfredenler cephesi” harekete geçiyor. Son bir ay içerisinde 23 Nisan’ın çocuk bayramı olmasıyla alaya ettiler(ki buna cevap verdik), Atatürk’ün annesi ve babası ile ilgili malum iftiralara sarıldılar, sonra da evlatlığı Afet İnan ile ilgili karalamalarda bulundular.

Yunan’ı denize dökerek kurulan Cumhuriyet’in Meclisini “çocuklara” armağan eden Atatürk’le alay eden Kadir Mısıroğlu’nun, 1980’lerin başında “elimden gelse Yunan’a sığınırdım” dediği video kayıtları “mahkeme dosyası ile sabit olduğundan” bu “Yunan dostunu” çok da garipsememek gerek.

Bir hafta içerisinde Atatürk’ün annesine ve ailesine saldıranların diğer kişiler olan Mustafa Armağan ve Hasan Akar, ilginçtir Nur Cemaatine mensup.

Derin Tarih dergisi genel yayın yönetmeni Mustafa Armağan’ın Zaman’da yazdığı, Samanyolu’nda programlar yaptığı, FETÖ’nün Gazeteciler Vakfı’nın toplantılarına katıldığı, onlardan maaşlar aldığı malum. Ama ne hikmetse FETÖ’yü öven kitaplarda da imzası olan Mustafa Armağan’a dokunan yok ve Atatürk’e sövmeye gönül rahatlığı ile devam ediyor.

Atatürk’ün annesine dil uzatan bütün “uydurma kaynak ve belgelerin” Yunan gizli servisi menşeli olduğunu biliyoruz. Zira bu sözde belgelerin, üzerinde oynanmış derme çatma Osmanlıca ile tahrif edilerek oluşturuldukları görülür. Selanik’in elimizden çıkışından sonra Yunan’ın eline geçen Osmanlı arşiv ve nüfus kayıtlarının, onları hezimete uğratan Atatürk’e en ağır hakaretleri yapacak şekilde tahrif edildiği ve bunun da Yunan gizli servisi kanalıyla yapıldığı bir vakıadır.

Ne hazindir ki, Atatürk’e yönelik bu iftiraların ana kaynaklarından biri de Rıza Nur’dur.

Rıza Nur’un hatıratı ile ilgili ilk bilgiler 1963 yılında Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil tarafından kamuoyuna duyuruldu. Tütengil o sırada British Museum’da Şark yazmaları üzerine çalışmalar yapmaktaydı. Ama Tütengil Hoca, Rıza Nur’un hatıratının iftiralarla dolu kısımlarını bir bilim adamı namusu içinde hareket ederek ve “bir takım yanlış değer yargılarıyla dolu metinler” diyerek hiç dikkate almadı

Ancak! Tütengil Hocanın yayınlamaktan kaçındığı ve İngiliz Kraliyet Kütüphanesi’nde bulunan bu nüshaların tam metnini hiçbir sorgulama, doğruluk derecesini araştırma gereği duymadan, 4 yıl sonra adeta bir yerlerden görevlendirilerek Türkçeye çevrildi ve yayınlandı.

Fransız Milli Kütüphanesi’nde bulunan nüshadaki Rıza Nur’un el yazması ile Atatürk Kitaplığı’nda bulunan ve Rıza Nur tarafından Hüseyin Bektaş için imzalanmış Türkbilik Revüsü’nün 7. sayısındaki imza ve karakterler karşılaştığında birçok yerde yazım faklılıkları ortaya çıkıyor.

Uzmanlar, Hatıratın bir kısmının yazı karakterinin Rıza Nur’u yazı karakterine uymadığını iddia ederler.

Diğer bir konu ise Hatıratın Mustafa Kemal’in babası ve annesi ile ilgili bölümle ilgilidir.

Mustafa Kemal’in babasının Ali Rıza olmadığı iddiası da bu hatırata dayanır. Bu çok önemli bir iddiadır.

Hatıratın en sıkıntılı en küfür dolu en iğrenç yerleri genellikle “daha sonra yapılan, birileri tarafından yapılan ilavelerle” meydan getirilmiştir.

Bu kısımlar sayfa diplerine ya da sayfa kenarlarına bazen farklı kalemlerle ve farklı yazı karakteriyle ilave edilmiştir.

Ve bu bölümler hiçbir arşiv belgesine ve resmi vesikaya dayanmayan “mışlı, muşlu” dedikodu cümleleridir. Cümleler, “şöyle rivayet ediliyor, babası için şöyle deniliyor, şöyle imiş” gibi safsatalarla devam eder. Mesela Rıza Nur’un en temel iddiası olan “Ali Rıza, Mustafa Kemal’in üvey babasıdır” cümlesinin üzeri kalın bir şekilde çizilip iptal edilir. Yani sayfanın üst kısmındaki kendi iddialarını alt tarafta kendisi iptal eder.

Sadece bu bile Rıza Nur’un Mustafa Kemal ile ilgili anlattıklarının tamamen palavra olduğunu, hatta kendisinin bile bunlara inanmadığını ve büyük ihtimalle başkaları tarafından ilave edildiğini ve belki de bazı yerlerinin vicdan azabı saikıyla silindiğini gösterir.

Atatürk’ün annesine ağır hakaretler yağdıran Rıza Nur’un “bunu neden yaptığı”  sorusunun izini sürdüğümüzde karşımıza bir İngiliz ajanı profili çıkıyor.

Bu bölümde Rıza Nur’un yabancı servislerle irtibatını irdelemek istiyorum. Robert Olsen’in Kürt Milliyetçiliğinin Kaynakları ve Şeyh Said İsyanı adlı kitabının 132. Sayfasında, yazar İngiliz Genelkurmay Başkanlığı hava arşivleri kütüphanesinde yaptığı bir araştırmadan bahseder.

Bu raporlarda “7 Ekim 1924-21 Ocak 1925 tarihli hava bakanlığı istihbarat bilgileri aktarılır. Bu raporlarda “Türkiye’de bakanlık yapmış ve 1925 senesinden sonra eski bakan sıfatını almış bir “MUHBİR”den bahsediliyor.

“BU MUHBİR, MECLİS İÇİNDEKİ KONUŞMALARI YA DA ALDIĞI HAVADİSLERİ, İNGİLİZ GİZLİ SERVİSİNE RAPOR EDİYOR.”

İsim karartılmış ama işaret edilen kişi Rıza Nur. Zira, hem bakanlık yapmış hem de 1925’de bakanlıktan ayrılmış olarak Rıza Nur’dan başka bir kişi yoktur.

Meclis’te İngiliz ajanı!

Yıllarca süren kanlı savaşlardan sonra kurulan yeni bir devletin milli meclisinde İngilizlerin menfaatleri doğrultusunda faaliyet gösteren bir isimden bahsediyoruz.

Diğer bir belge:

Türk Tarih Kurumundan çıkan bir kitap. Salahi Sonyel’in Gizli Belgelerde Lozan Konferansı.

Bu kitapta Lozan Konferansı ile ilgili bazı gizli raporlardan bahsedilir.

Bir raporların bir tanesinde “İstanbul’da bulunan İngiliz Yüksek Komiserliği yetkililerinden Andre Rayn’ın delegelerimizden Rıza Nur hakkında İngiliz hükümetine verdiği bilgiler var.

Diyor ki;

“Belirli görüşleri olmayan, macerasever, aşırı eğilimli, en çok kim para öderse ona hizmet eder ve bilhassa Bolşeviklerden ödenek alır.”

Yani buradan şu sonuç çıkıyor.

Rıza Nur hem İngilizlere hem de Ruslara çalışıyor.

Yine bazı yabancı kaynaklarda Lozan’da devam eden barış görüşmelerinde İngiliz gizli servisine sürekli bilgi aktaran bir Türk delegeden bahsedilir.

Bu delegenin Rıza Nur olduğundan şüphe yoktur.

Anlaşılan o ki Rıza Nur bir dönem Rusya’ya çalışmış, daha sonra batıya yelken açmış ve hem parlamentoda hem Lozan delegasyonunda iken İngiliz gizli servisine çalışmaya başlamış.

Yani Rıza Nur çok yönlü bir ajandır.

Ve buradan ilan ediyoruz ki;

Atatürk’e iftiralarla dolu hatıratı, Fransa’da bulunduğu yıllarda İngiliz gizli servisinin oryantalist istihbaratçıları tarafından ve Yunanlıların da teşvik ve tazyikiyle kaleme almış, bir kısmını kendisi, bir kısmını servis elamanları yazmıştır.

Böylece cihan imparatorluğu hayali suya düşen İngilizler ve İzmir’de denize dökülüp Anadolu’yu ele geçirme emelleri çöken Yunanlılar, bu planı çökerten Gazi’ye karşı büyük bir iftira planına imza atmıştır.

Bir gizli servis operasyonu olan ve aslında Atatürk’e değil, Türk milletine karşı tezgâhlanan bu operasyonda bu eseri Türkiye’ye getiren, tercüme ettirip yayınlatanlar da aynı operasyonun ve aynı merkezlerin bir parçasıdırlar.

Bugün Atatürk’e sövenler cephesine bu açıdan bakmak lazımdır.



GÜNÜN ÇOK İZLENENLERİ