İŞTE ÜÇ ÜLKENİN SURİYE POLİTİKASI...

Uluçevik Fransa’nın PYD/PYG ile temasları, Suriye’ye bakış açısı ve Suriye’de ABD – Rusya rekabeti konularını ele aldı.

08 Nisan 2018 Pazar 17:06

“Fransa öteden beri ülkesindeki Türkiye aleyhtarı unsurlara kendi iç politika mülâhazalarıyla çiçek atmıştır. Onların Türkiye aleyhindeki iddialarının, açıklamalarının tesiri altında kalmıştır. Eylemlerine göz yummuştur.
 
ASALA terörü karşısında gereken tepkiyi göstermemiştir. ASALA’ya yataklık etmiştir. Paris Büyükelçimiz ve şoförü ASALA tarafından şehit edilmişlerdir. ASALA Paris Başkonsolosluğumuza saldırmışlardır. ASALA’nın 1983’de Orly havaalanında terör eylemi yapmasından ve hain saldırıda Fransa vatandaşlarının da ölmesinden ve yaralanmasından sonra Fransa ASALA’yı terörist listesine almıştır. Halen de Fransa çıkardığı kanunlarla Ermeni iddialarına arka çıkmaktadır.
 
Fransa’nın PKK terörizmi karşısında takındığı dostluğa, ortaklığa ve müttefikliğe sığmayan tutumlar, duyarsızlıklar da bilinmektedir. Fransa bir taraftan kendisi için üniter devlet anlayışındadır.  Bu konuda titizdir. Öte yandan, Türkiye’yi bölme peşinde olan terörist unsurlara destek izhar etmekte, zaman zaman da onlardan sempatiyle bahsetmektedir. Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın refikası Bayan Danielle Mitterrand’ın “Öcalan’dan daha Öcalan’cı  olduğunu ve eylemlerine destek verdiğini” ifade ettiği hafızamdadır. Bu hanım, ayrıca, terörist başı Öcalan Kasım 1998’de  İtalya’ya sığındığı zaman ‘‘Öcalan iade edilemez. Çünkü Türkiye, bağımsız adalete sahip olan, bir hukuk devleti değildir’’ şeklinde konuştuğunu da biliyoruz.
 
Fransa günümüzde de Suriye’nin kuzeyine yerleşmiş bulunan PYD/PYG gibi terörist Kürt unsurlarının hamisi rolünü oynamaya çalışmaktadır. Kısa bir süre önce Fransa Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Türkiye’nin Kuzey Suriye’de PYD/YPG mihraklarını bombalamaya bir an önce son vermesi1 istenmiştir. Açıklamada PYD/PYG’nin toplandığı yerler “Kürt bölgesi” olarak tanımlanmıştır.
 
Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Hollande Suriyeli PYD/PYG gibi terörist unsurlarla sık sık görüşmüştür. Bu zat Cumhurbaşkanlığından ayrıldıktan sonra da PYD/PYG unsurlarıyla Paris’te temaslarını sürdürmüştür. Birkaç gün önce de Fransa Cumhurbaşkanı Macron bu unsurları Paris’te kabul edip görüşmüştür.
 
Fransa, tarihî olarak, Suriye’yi ve Lübnan’ı kendi nüfuz bölgesi olarak görür. Fransa’nın bu hayalinin kaynağı 1. Dünya Savaşı sırasında 16 Mayıs 1916 tarihinde gizlice  yapılmış olan ve tarihe Sykes (İngiliz) – Picot (Fransız) Anlaşması olarak geçen emperyalist anlaşmadır.
 
Afrin harekâtımız başlar başlamaz o gece Fransa’nın BM Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırması da bu zihniyetin tezahürü olan bir reflekstir. Fransa’nın Yunanistan ile olan uyuşmazlıklarımızda ve Kıbrıs konusunda Yunanistan’a ve Rumlara en önde destek verme refleksi de kuvvetlidir.
 
Türkiye’nin AB’ne katılmasından, AB Parlâmentosundaki sandalye  sayısı itibariyle en başta etkilenecek ülkelerden biri Almanya, diğeri Fransa’dır.  Fransa Türkiye’nin AB tam üyeliği konusunda samimi değildir.
 
Trump’ın “ABD’nin Suriye’den çekileceğine” dair sözlerinin ne anlama geldiğini yorumlamak için aceleci davranmamak gerekir. Bu çekilmenin şekli, kapsamı ve zamanı gibi ayrıntıların aydınlığa kavuşmasına ihtiyaç vardır.
 
Bununla beraber, Macron’un ABD’nin boşaltacağını düşündüğü yeri Suriye’de Fransa’nın doldurmasını sağlamağa heves ettiğini düşünmek mümkündür. Bu hevesini Türkiye ile PYD arasında “arabuluculuk” etme teklifiyle maskelemeye çalışmıştır. Bu teklifi yapmayı düşünmüş olması dahi Macron bakımından kanaatimce bir akıl tutulması vakasıdır. Türkiye’den gereken cevapları almıştır.
 
Bununla beraber, bu olay, yabancı liderden, özellikle yeni işbaşına gelmiş bir liderden  “dostum” olarak bahsetmede acele edilmemesi; kendisinin  resmen ziyaret edilmemesi; değer verilip sık sık telefonla görüşülmemesi gerektiği gerçeğini ortaya koymuştur. Çünkü bir yabancı lideri önce “kardeşim” kısa bir süre sonra da “katil” veya önce “dostum” sonra “hain” olarak nitelemek, bu nitelemeleri yapanlar için itibar sağlayıcı olmaz. Tutarlı olma ve davranma gereği ile bağdaşmaz.
 
ABD ile Rusya bugün birbirlerinin “düşmanıdır” demekten kaçınsam da, birbirlerinin rakibidirler. Nitekim, Trump Rusya’yı Çin ile birlikte “rakip güçler” (rival powers) olarak gördüğünü “Ulusal Güvenlik Strateji” belgesinde açıklamıştır. Birbirlerinin stratejik rakipleri olsalar dahi, zaman zaman iki rakip arasında belirli bir konuda taktik amaçlı menfaat ortaklıkları yaşanması, buna bağlı  anlayış birliğine ulaşılması mümkündür. ABD ve Rusya bu anlayış birliğine, âdeta birbirlerinin gözlerine bakarak anlaşıyorlarmış gibi, sessizce ulaşabilirler.

Bugün ABD ile Rusya arasında Suriye’de yaşanan da budur. Taraflar günümüzde birbirlerinin Suriye’de takındıkları tutumlara ve birbirlerinin eylemlerine tahammül göstermeleri bu çerçevededir. ABD - bir ölçüde Fırat’ın doğusunda - ve özellikle Irak’ta, İsrail’in İran’a karşı güvenliğini koruyabilecek plânlarını uygulamak ve tertipleri almak istemektedir. Buna karşılık da Rusya’yı Fırat’ın batısında  serbest bırakmakta veya öyle görünmektedir. Bunu yaparken de Rusya’nın Suriye’nin kuzeyindeki Kürt unsurlar üzerindeki oyunlarına Türkiye’nin izin vermeyeceğini hesap etmektedir. Hatta Rusya’nın PKK – PYD unsurlarına öteden beri verdiği desteği dikkate alarak, bunun Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getireceğini de hesabına dahil etmektedir.
 
Zikrettiğim unsurların bölgedeki davranışlarını şekillendiren niyetler ve saikler ne olursa olsun, Türkiye güney kara hududumuz boyunca PYD/PYG ve diğer terör unsurlarının yuvalanmasına müsaade etmemelidir.  ABD ile işbirliği halinde veya tek başına bu unsurların yuvalarını yok etmelidir. Bu, Türkiye için vazgeçilemez ve ertelenemez bir zarurettir.
 
Aynı zaruret, İskenderun Körfezinden batıda Ege Denizine uzanan güney deniz hudutlarımız bakımından da vardır. Kıbrıs adası ve bu çerçevede Kıbrıs sorunu Türkiye’nin millî güvenlik ihtiyaçları çerçevesinde değerlendirilmelidir.”
 



GÜNÜN ÇOK İZLENENLERİ