Suriye'de kim ne istiyor?..

Suriye’de, çelişen çıkarlar ve güç devşirme kaygısı her gün yeni cepheler açılmasına neden oluyor.

13 Nisan 2018 Cuma 13:52

Suriye ‘de 2011 yılında dış aktörlerin de etkisiyle başlayan savaş, 8. yılında büyük güçler arasında Soğuk Savaş dönemi rüzgarlarını estiren bir gerilimi beraberinde getirdi. Önce dış güçlerin vekil yerel unsurlara para ve silah desteğiyle giriştiği çatışma, bugün ABD, Rusya, Britanya, Fransa, İran, Türkiye’nin de aralarında olduğu ülkelerin bizzat kendi ordularıyla dahil oldukları bir kapışmaya dönüştü.

Sahadaki tablo istemli hamleler kadar, provokasyonlara da açık bir zemin sunuyor. Dönemsel ve tarihsel çıkarları uyarınca hem askeri hem diplomatik ittifaklar kurup dağıtan çok sayıda dış aktör, iç politikadaki sıkışmalarına çare bulmak için de Suriye’yi bir oyun sahası olarak değerlendiriyor. Her aktör bir diğeri ile Suriye’de bölgeler bazında kimi zaman ittifak kimi zaman ise karşıt cephede.

ABD

Irak işgalinin ardından Suriye’deki savaşın da en önemli oyuncularından ABD son 17 yılda Ortadoğu’daki askeri misyonlar için 7 trilyon dolar harcadı. Resmi rakamlarla Suriye’de 2 bine yakın askeri personeli, başta Tabka ve Tanf olmak üzere 15’e yakın üssü bulunan ABD’nin bu ülkedeki varlığı halen IŞİD karşıtı mücadele olarak gerekçelendiriliyor. Doğu Akdeniz’de deniz gücüne sahip olan ABD, Türkiye, Ürdün ve Umman’da da konuşlu hava gücüyle Suriye’yi vurmak için farklı seçeneklere sahip. Suriye’nin kuzeyindeki petrol zengini Deyr ez Zor ve çevresinde varlığını sürdüren ABD yerel müttefik olarak en ciddi desteği YPG/PYD’nin omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne veriyor. ABD daha önce eğit-donat programı çerçevesinde ÖSO’ya destek vermiş, IŞİD ve El Nusra’nın gelişmesine göz yumduğu iddiaları gündeme yansımıştı. Trump yönetimi, bir yandan Suriye’den çekilme planlarını dillendirirken bir yandan da Rusya’yla tarihinin en ciddi gerilimlerinden birini yaşayarak zikzaklı bir tutum izliyor. Suriye topraklarının Şam kontrolüne geçmesinden rahatsız olduğu bilinen Washington ve müttefiklerinin, enerji kaynakları üzerinde etki sahibi olmak, bölgede artan ve giderek Akdeniz’i zorlayan Moskova etkisini kırmak, İran’ı baskı altına almak gibi hedeflere sahip olduğu biliniyor. ABD ve müttefiklerinin son dönemde özellikle Soçi ve Astana ile ilerleyen siyasi çözüm süreçlerinden rahatsız olduğu, Kürtler, silahlı İslamcı güçler ve Şam olarak tasnif edilebilecek üçlü yapıyı yerleştirmek isteyen bir politikayı devreye soktuğu yorumları dikkat çekiyor. Türkiye ile özellikle YPG/PYD gündemi nedeniyle gerilim yaşayan Beyaz Saray’ın son dönemde ise NATO müttefikiyle daha yumuşak bir ilişki kurarak Ankara-Moskova yakınlaşmasını engelleme politikasına geçtiği, Türk- Amerikan diplomatlarının Kuzey Suriye için ortak yol haritası toplantıları yaptıkları biliniyor.

FRANSA

Ülke tarihinin en genç Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron liderliğindeki Fransa, Ortadoğu’daki tarihsel hırslarını yeniden canlandırdığı bir dönemden geçiyor. AB içindeki tartışmaları alevlendiren sığınmacı politikası yükünü neredeyse tamamen Almanya’nın üzerine atan Fransa, Suriye’de ABD liderliğindeki IŞİD karşıtı koalisyonun aktif üyelerinden. Beş ayrı üste konuşlanmış 200 ila 800 arasında askerle sahada bulunan Fransa’nın Doğu Akdeniz’de de Aquitaine adlı bir fırkateyni bulunuyor. AB ülkeleri arasında deniz ötesi faaliyetlerde sivrilen Fransa’nın son dönemde Suudi Arabistan ve ABD’yle ilişkileri yoğunlaştırması dikkat çekiyor. Trump’ın ortadan kaldırmak veya köklüce revize etmek istediği İran uluslararası nükleer anlaşması konusunda da Macron yönetiminin ABD’ye göz kırptığı biliniyor.

BRİTANYA

AB’den çıkış (Brexit) yönünde tarihi bir karara imza atan Londra, Theresa May’in başbakanlığında, bir kez daha Ortadoğu siyasetinin önemli aktörlerinden biri olarak sahnede. Son yirmi yıllık süreçte de Irak ve Suriye müdahalelerinin öncülerinden Britanya’da hükümet, Almanya ve Fransa merkezli şekillenen AB’den çıkışı, dünya siyasetinde elini rahatlatma ve ABD’yle müttefikliğini geliştirme olanağı olarak görüyor. May hükümeti, Brexit nedeniyle yaşanan iç ve dış tartışmaları ise Skripal krizinde Rusya’ya karşı Batı’yı arkasına alarak dizginlemiş görünüyor. Suriye savaşının başında ÖSO, İslamcı gruplara silah ve para desteği veren Londra’nın, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi gibi silahlı muhalefete yakın sivil toplum örgütleriyle de ilişkileri bulunuyor. ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı koalisyonun parçası olan Britanya, daha önce IŞİD hedeflerine yönelik hava saldırılarına, Kıbrıs üssündeki Tornado uçaklarıyla destek verdi.

TÜRKİYE

Suriye savaşıyla tarihin en büyük göç dalgalarından birini kucaklamak zorunda kalan Türkiye, Suriye’de çatışmaların neredeyse ilk gününden itibaren Şam’a karşı tavrını ortaya koydu. İç çatışmanın başlamasından hemen önce bahar havası esen Şam-Ankara ilişkileri bir anda ters yüz hale geldi. Ankara sahada ÖSO’yu desteklerken Suriye muhalefetinin siyasi merkezlerinden biri haline geldi. ÖSO kuvvetleriyle ortak düzenlenen Cerablus ve Afrin harekatlarıyla Ankara’nın önceliği son dönemde Suriye’nin kuzeyini PYD/YPG unsurlarından arındırmak ve İslamcı güçlerin yerleştiği bir tampon alan yaratmak oldu. ABD, Batı ve Körfez ülkeleriyle önce Şam karşıtlığında buluşan Ankara, IŞİD-YPG çatışmasında Kürt siyasetinin güç kazanmasıyla ABD ile ilişkilerinde sorun yaşadı. Moskova ile de gel-git’li bir ilişki yaşayan Türkiye son dönemde ateşkesi sağlamak üzere oluşturulan Astana sürecinin İran ve Rusya ile birlikte partnerlerinden biri haline geldi. Sığınmacı dalgasını Batı’yla ilişkilerinde koz olarak kullanma yeteneğini gösteren Türkiye’nin, önümüzdeki dönemde Astana partnerleriyle yaşayabileceği en önemli gerilimin cihatçıların yoğun olarak bulunduğu İdlib bölgesi olabileceği belirtiliyor. Çatışmasızlığı sağlamak konusunda Rusya’yla ortak çalışan Ankara, Esad’ın geleceği, Kürtlerin siyasi temsiliyeti ve Guta’da yaşananlarla ilgili Moskova’yla ihtilafta.

RUSYA

Suriye’de 2015 yılındaki katılımıyla savaşın seyrini değiştiren en önemli aktörlerden olan Rusya, İran’la birlikte Şam hükümetinin kilit müttefiki. Suriye’deki etkin hamleleriyle bir yandan ülkenin yeniden inşası ve enerji kaynakları için ticari kazanımlar elde eden Putin liderliğindeki Rusya, bir yandan da sahip olduğu askeri üslerle askeri nüfuz alanını genişletmeyi başardı. Suriye’deki varlığını IŞİD ve El Nusra karşıtı faaliyetle gerekçelendiren ordusunun Suriye’de 3 bin civarında askeri personeli bulunuyor. Tartus’ta deniz ve Lazkiye’de Hmeymim hava üssüne sahip. Cenevre görüşmelerinde çıkmaza giren siyasi süreç ise yine Rusya öncülüğünde Soçi’de düzenlenen Suriye Ulusal Diyalog Kongresi ile ivmelenmiş görünüyor. Kırım’ın ilhakından bu yana Batı’yla ilişkilerinde sertleşme başlayan Rusya’nın, çok sayıda aktörün etkin olduğu Suriye sahasında üstlendiği misyonun riskleri bulunduğu, karmaşık Ortadoğu coğrafyasının istikrarsızlık yaratan doğasının Moskova’yı da etkileyeceği yorumları yapılıyor.

İRAN

2015 yılında BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi (ABD, Britanya Çin, Rusya, Fransa) ve AB ile uluslararası nükleer anlaşma yaparak kendisine uygulanan ablukayı büyük oranda kırmayı başaran Tahran, Suriye’deki nüfuzunu genişlettikçe ABD, Suudi Arabistan ve İsrail’in radarına girmeye başladı. Devrim Muhafızları’na bağlı milisler ve destek verdiği Hizbullah güçleriyle sahada etkin hale gelen İran askeri gücü, İsrail saldırılarının hedefi oluyor. İran destekli milislerin Şam, Dera ve Kuneytra başta olmak üzere çok sayıda cephede savaştığı belirtiliyor. Kürt meselesindeki gerilimin kendisini etkileyeceğini düşünen, Sünni güçlerin etkinliğine ise mezhepsel olarak karşı çıkan İran, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumayı ve bu sayede nüfuzunu artırmayı hedefliyor.

İSRAİL: CİHATÇILARA DESTEK VERİYOR

Filistin sorunu ve bölgede İran etkisi nedeniyle Suriye savaşına kayıtsız kalmayan İsrail’in sahada 7 ayrı cihatçı örgüte destek sağladığı iddiaları son aylarda basına yansıdı. İsrail’e karşı Filistin’e verdiği destek nedeniyle İsrail’in hedefinde olan Suriye’de Devlet Başkanı Esad’ın tam hakimiyetle iktidarını sürdürmesi İsrail açısından tahammülü kolay bir seçenek olarak görünmüyor. Öte yandan, 2007 Lübnan savaşında İsrail’e büyük kayıplar verdiren Hizbullah’ın ve İran’ın Şam davetiyle sahadaki varlığı, Suriye’nin batısındaki Golan Tepeleri’ni kontrol altında tutmak isteyen İsrail’in kaygılarını artırıyor. Duma’daki kimyasal saldırı iddialarının ardından Suriye’deki İran askeri varlığına yönelik saldırı düzenleyen Netanyahu liderliğindeki İsrail, Suudi Arabistan ve ABD’yle temaslarını artırarak bölgede Tahran’ın nüfuzunu kırma peşinde.

KÖRFEZ ÜLKELERİ: GERİLİMDE ROLÜ BÜYÜK

Krizin patlak verdiği 2011’den bu yana Suriye’deki savaşta vekil güçlerin en önemli destekçileri olan Körfez ülkelerinin, bugün tırmanan gerilimde de büyük bir role sahip oldukları yorumları sürüyor. Guta’da kimyasal silah saldırısına maruz kaldığı iddia edilen Duma, Suudi Arabistan’ın desteklediği bilinen Ceyş ül İslam’ın (İslam Ordusu) elindeydi. Riyad’ın aynı zamanda El Kaide’nin Suriye kolu Nusra’yla bağlantılı, İdlib’de konuşlu Heyet Tahrir el Şam’a da Katar ve Kuveyt lie birlikte destek verdiği öne sürülüyor. “Ilımlı İslamcı” politika izleyen, Batı’da “reformcu” olarak lanse edilen Veliaht Prens Selman döneminde Suudi Arabistan, İran’a karşı İsrail’le ilişkileri yumuşatırken Yemen’de de yine İran destekli Husilere karşı operasyonlara liderlik ediyor. Mezhepsel gerilimin öncülerinden Suudi Arabistan ve BAE’nin son dönemde ambargo uyguladığı Katar’ın ise Ahrar uş Şam ve Feylak el Rahman gibi silahlı örgütlere desteği olduğu savunuluyor. ABD Başkanı Trump’ın son dönemde Katar ile diğer Körfez ülkeleri arasındaki buzları eritmeye çalıştığı, İran’a karşı ortak bir politika izlemek için çaba harcadığı biliniyor. ABD, Britanya, Fransa, Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır’ın son dönemde Suriye’nin Şam’ın kontrolüne geçmesini engellemek ve çok parçalı yapıyı zorlamak üzere temaslarını yoğunlaştırdığı haberleri basına yansıdı. Veliaht Prens’in son Washington ve Paris turunda verdiği yatırım taahhütlerinin ise Suriye geriliminin tırmanmasını tetiklediği değerlendirmeleri gündeme geliyor.