ABD SURİYE'DE ÇIKMAZA DOĞRU GİDİYOR...

ABD, 2014 yılından başlamak üzere IŞİD ile mücadele bahanesi ile terör örgütü YPG/PKK’ya önce hava desteği, sonra silah desteği vermeye başladı.

05 Ekim 2018 Cuma 14:06

ABD’de önceki Başkan Barack Obama döneminde başlayan ve Donald Trump döneminde devam eden Suriye’de "YPG/PKK ile çalışma taktiği", Amerikan yönetimini dönüşü olmayan bir yola sokuyor.

ABD, 2014 yılından başlamak üzere DEAŞ ile mücadele bahanesi ile terör örgütü YPG/PKK’ya önce hava desteği, sonra silah desteği vermeye başladı.

YPG/PKK’ya verdiği bu desteğin “DEAŞ’la mücadele ile sınırlı ve şartlı” olduğunu iddia eden ABD yönetimi daha sonra bölgeye peyderpey sayısı 2 bini geçen asker sevkiyatı yaptı ve YPG/PKK’nın kontrol ettiği bölgelerde havaalanları ve askeri üsler kurdu.

- ABD’nin Suriye’deki üsleri

ABD, Ekim 2015'te başlattığı üs kurma faaliyetleri kapsamında Haseke, Rakka, Münbiç, Aynularab (Kobani) ve Tel Ebyad başta olmak üzere YPG/PKK’nın işgali altındaki bölgelerde toplam 13 operasyonel askeri nokta kurmuş durumda.

ABD’nin Deyrizor'da ülkenin en büyük petrol sahası Ömer'e ve DEAŞ'ın kentteki son kalesi Heccin'e yakın bir noktada bir askeri üs kurduğu, Kamışlı’da ise iki askeri üssün inşasına geçen aylarda başladığı belirtiliyor. İnşaatların tamamlandığında, ABD'nin bölgedeki askeri varlığı 18 noktaya yayılmış olacak.

Bunun yanı sıra ABD’nin bugüne kadar 4 bin tırdan fazla askeri malzeme ve silah yardımı yaptığı terör örgütüne, temel askeri eğitim, asayiş ve sınır güvenliği eğitimi verdiği belirtiliyor.

ABD öncülüğündeki koalisyonun YPG/PKK’nın işgali altındaki bölgelerde radar ve füze savunma sistemleri kurduğu da ortaya çıktı.

- DEAŞ ile mücadeleden İran ve Rusya ile stratejik cepheleşmeye

Yapılan bu yığınaklar ABD’nin uzunca bir süre Suriye’de kalacağına işaret ediyor.

Nitekim, ABD Savunma Bakan Jim Mattis, ABD’nin “DEAŞ’ın geri gelmemesi için gerekli koşullar oluşana ve Cenevre’de devam eden Suriye görüşmeleri bir sonuca varana kadar" ülkedeki askeri varlığını sürdüreceğini ifade etti.

Donald Trump yönetiminin İran karşıtı retoriğine paralel olarak, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ise İran’ın Suriye’deki askeri varlığını sürdürdüğü sürece ABD’nin bölgeden ayrılmayacağını söyledi.

ABD’nin Suriye’ye yaptığı silah yığınağı ve YPG/PKK’ya yaptığı yardımlar DEAŞ ile mücadele amacının ötesine geçip İran ve Rusya’ya karşı koyacak bir evreye dönüştüğü yorumları uzun zamandır yapılıyor.

Ancak Suriye’de Ortadoğu’daki dengelerin sinir uçlarına dokunacak gelişmelerin, ABD’yi Suriye’de İran ve Rusya ile karşı karşıya bırakacağına dikkat çekiliyor.

Suriye, son haftalarda İran ile İsrail arasında yaşanan çatışmalara sahne olmaya başladı. İsrail defalarca İran’ın kontrol ettiğini iddia ettiği rejim üslerini bombaladı.

Beşşar Esed rejiminin İsrail’e karşı kullandığı S-125 ve S-200 sistemlerinin başarısız olması ve çatışma ortasında kalan bir Rus keşif uçağının Akdeniz’de düşmesinden sonra Rusya, rejime S-300 füze savunma sistemleri verdi.

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Joseph Votel, Rusya’nın bu hamlesini “gereksiz ve getrginliği tırmandırıcı” olarak niteledi.

Bunun yanı sıra İran geçen hafta Ahvaz saldırısıyla ilişkili olduğunu iddia ettiği Suriye’deki bazı hedeflere füze saldırısı düzenledi.

ABD ile koordinasyon kurmadan ABD’nin operasyon bölgesine bu füzelerin atılması Pentagon tarafından “tehlikeli, sorumsuz ve tehdit” olarak nitelendirildi.

Askeri uzmanlar bu gelişmeler ışığında ABD’nin DEAŞ ile mücadele için şartlı olarak girdiği Suriye’de, stratejik bir çıkmaza sürüklendiğine dikkati çekiyor.

- İşgal stratejisi uzun dönemde kaybettirir

ABD’nin Suriye’de stratejisini YPG/PKK gibi bir terör örgütü üzerine kurmasının kısa vadede bazı getirileri olsa da uzun dönemde ABD’yi Suriye’de yalnız bırakacağı da tartışılıyor.

Trump yönetiminin yakın zaman önce Suriye özel temsilciliğine atanan eski Büyükelçi James Jeffrey, katıldığı pek çok panelde YPG/PKK ile iş birliği yapmanın ABD için uzun dönemde oluşturduğu handikaplara vurgu yapan biriydi.

Ancak Washington yönetimi başta Türkiye’den olmak üzere bu konuda yapılan uyarıları dikkate almamakta ısrar ediyor.

YPG/PKK’nın işgal ettiği bölgelerde Arapları sürmesi, kendisine tabi olmayan kesimlere karşı şiddet kullanması ABD’nin stratejisinin altını boşaltıyor.

Rakka, Münbiç, Tel Abyad gibi ağırlıklı olarak Arapların yaşadığı bölgelerde YPG/PKK’ya karşı duyulan rahatsızlık protestolara yol açmıştı.

YPG/PKK’nın bölgede örgüte tabi olmayan halka yaptığı muamele, İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Amnesty gibi sivil toplum kuruluşlarının raporlarına yansımış ve örgütün savaş suçu işlemiş olabileceğine dikkati çekilmişti.

Amerikalı yetkililerin, bu raporlara yönelik soruları geçiştirmekle birlikte YPG/PKK'ya karşı duyulan rahatsızlığı da kulak ardı etmeleri gözden kaçmıyor.

- ABD, Türkiye’yi kaybediyor

YPG/PKK terör örgütüne verdiği yardımdan dolayı Suriye’de Türkiye’nin desteğini de önemli ölçüde kaybetmiş olan ABD, Rusya ve İran’ı da karşısına almış görünüyor.

Türkiye’nin Rusya ve İran’la attığı diplomatik adımlar bile belirli ölçüde bir tutarlılıkla uygulamaya konulurken, NATO müttefiki ABD ile imzaladığı Münbiç mutabakatının süresi dolduğu halde uygulamaya konulamaması Ankara’nın Washington’a yönelik iyi niyetini tükettiği yorumlarına neden olmuş durumda.

ABD’nin Rusya ve İran’a karşı kendi askeri gücünden başka bir kartı bulunmazken, YPG/PKK ile ilişkisinden dolayı Türkiye'yi de kaybetmiş olması Suriye politikasının sonunun fiyasko olacağını gösteriyor.

ABD'nin eski Savunma Bakanı Chuck Hagel de bir gazeteye verdiği mülakatta buna işaret ederek "Suriyelileri, Rusları veya İranlıları herhangi bir şeyle tehdit edeceğinizi söylemek tam bir ahmaklık. Onların elinde bizden çok daha fazla kart var." ifadelerini kullandı.

ABD’nin YPG/PKK ile kurduğu şartlı ve sınırlı ilişkinin giderek kalıcı hale gelmesi, Washington’u geri dönülmesi zor ve uzun dönemde stratejik bir çıkmaza sürüklüyor.