Kürdistan çığlıkları büyüyor

Peki Türkiye Büyük Millet Meclisi bu işe ne diyor?

07 Mart 2014 Cuma 14:28

Ajanslara düşen haber şöyle;

“BDP'nin yerel yönetimlerden sorumlu Muş Milletvekili Demir Çelik, devleti beklemeden Doğu ve Güneydoğu'da yerel yönetimlerde seçimler sonrası bölgesel özerkliği yaygınlaştıracaklarını, ''Kardeş Belediyecilik'' uygulaması ile Türkiye, İran, Irak ve Suriye'deki Kürtleri bir araya getireceklerini ve sınırları fiilen kaldıracaklarını bildirdi”.

Belki hatırlarsınız, 2011 yılında, PKK/BDP’nin düzenlediği bir DTK(Demokratik Toplum Kongresi) vardı… Temmuz 2011’de toplandılar ve “Özerklik” ilan ettiler…

Bu anayasal bir suçtu ama kimse işlem yapmadı. Kimse işlem yapmadığı için de bu siyaset şimdi ilerliyor…

İşte bugün ajanslara düşen haber de, işte bu “özerklik” siyasetinin bir devamı…

 Bir endişeleri yok çünkü yasal bir işlem yapan yok!

Olmadığı için de artık gazetelere demeç veriyorlar ve bu anayasaya aykırı “özerklik” siyasetinin nasıl hayata geçirileceğini açık açık anlatıyorlar…

Anlatan da bir Milletvekili, BDP/PKK Muş Milletvekili Demir Çelik…

Özerlik Planları şöyleymiş…

Çelik şöyle demiş;
 
“Diyarbakır Sur Belediyemizin 2004-2009 yıllarında uygulamaya koyduğu çok dilli belediyecilik çıkışını fırsata dönüştürerek, yerel yönetimlerimizde bu modelinin ışığında bir kısım uygulamalara başladık. Birçok belediyemizde eğitim destek evlerinde, Kürt dilinin öğrenimi, eğitimi, kamusal alanda kullanılmasını, keza sağlık evleri üzerinde parasız erişilebilir nitelikte anadilde sağlık hizmeti sağlandı”.
 
Konu açık; BDP/PKK anayasal suç işliyor ve anayasada var olan “resmi dil Türkçe” hükmünü yok sayıyor, saymışlar zaten, çok dile şimdiden geçmişler bile…

Geçiş tarihleri ilginç; 2004 yani “Başbakan’ın bu bir Kürt Sorunu ve bu sorunu ben çözeceğim” dediği yıl…

Yani?

Yani Başbakan konuşur konuşmaz işe koyulmuşlar…

Danışıklı dövüş gibi…
 
İş bununla da sınırlı değil…

Bakınız bu vekil neler anlatıyor;

” Son 5 yılda Kürdistan'ın dağını, ovasını, nehirini, ırmağını, kentini, kasabasını Kürtçe isimleri ile resmiyete kavuşturulması girişimlerinde bulunduk...

Kentlerin giriş ve çıkışlarına Kürtçe Türkçe olmak üzere 'Hoşgeldiniz', 'Güle Güle' tabelaları astık. İl genel meclisinden, valilikten, kentin, dağın, ovanın isimlerinin değiştirilmesine yönelik taleplerde bulunduk.
 
Resmi müracaatlarımız sonuç vermemiş olmasına rağmen defacto olarak bu isimleri uygulamakla kalmadık. Kürdistan'ın çok kimlikli olması nedeniyle Süryanilerin, Ermenilerin, Azerilerin, Acemlerin, Türklerin, Arapların, Kürtlerin iç içe yaşayan gerçekliğine bağlı olarak, çok dilli çalışma başlattık.

Kamusal alandaki hizmetleri bireysel alandaki hizmete de aksettirtmeye başladık. Dükkan isimlerinin Kürtçe yazılması, bir kısım dükkanlardaki hizmetin karşılanmasının Kürtçe ile ifade edilmesi gibi çalışmalar, giderek yerellerimizde ete kemiğe büründü”.

Burada dikkat çekmek istediğimiz husus, bu anlatılanların bir tasarı değil, yapılmış işler olduğudur… Yani bu vekil Çelik şu anda Doğu ve Güneydoğu’da yerel yönetimler eliyle yapılan uygulamaları anlatıyor…
 
Bu noktada görülen o ki bu bölgede Türkçe’den gayrı ikinci bir dil yaratılıyor, hatta bunu üçüncü dördüncü diller izliyor…

Dil’le birlikte ikinci bir kimlik yaratılıyor hatta kimlikler çoğullaştırılarak anayasanın öngördüğü “Tek ulus-devlet kimliği” fiilen ortadan kaldırılıyor…
 
Anayasaya aykırılık teşkil eden bir diğer husus da, ayrı bir devlete doğru gidiş…

Adına Kürdistan dedikleri bir coğrafik alan yaratılıyor ve bu coğrafyada “ayrı bir millet ve ayrı dil” hayata geçirilmek isteniyor…

Bunların hepsi fiilen anayasal suçtur!

Ancak bu suçlara el koyacak bir yetkili ortaya çıkmadığı için ve bizzat Hükümet eliyle bu işler devşirildiği için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti anayasa ile teminat altına alınmış olan “ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” fiilen tehlikeye atılıyor…
 
İşte Çelik’in açıklamaları;

“  Özellikle de 30 Mart 2014’e yüklediğimiz misyon ile bu manada da anlamlıdır. Çünkü biz 14 Temmuz 2011’de devlete rağmen demokratik özerkliği ilan etmiştik.

Bu özerkliği başarıya ulaştırmak yine önemsediğimiz yerel yönetimler üzerinden olacak. Bu manada biz hem elimizdeki mevcut belediyeleri korumayı esas alıyoruz hem de bu belediyelere ilave yeni belediyelerle, bir bütün Kürtlerin ağırlıklı ve yoğun yaşadığı yerellerden, bu yerindelik ilkesi çerçevesinde hem yerel yönetimlerin idari mali özerkliklerine kavuşturması mücadelesini yürüteceğiz hem de bölgenin siyasal özerkliğe kavuşturulmasının mücadelesini yürüteceğiz”.

Konu Türkiye ile sınırlı değil…

Vekil Demir Çelik’in bu açıklamaları hem Türkiye açısından anayasal suç hem de uluslar arası ilişkiler açısından suç…

Çünkü BDP/PKK’nın yerel yönetimler eliyle başlattığı bu siyasi hareket sadece Türkiye’yi değil komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit ediyor…

Ve Vekil Çelik açık açık söylüyor bunları, ajanslar da yazıyor, herkes duyuyor ama Hükümet duymuyor, yargı duymuyor, Meclis duymuyor…

İşte Çelik’in o sözleri;

  “ Bunu yaparken sadece Türkiye Kürdistanı ile sınırlı kalmaksızın, parçalanmış, ilhak edilmiş bir coğrafya olmasından hareketle Suriye Kürdistanı, Irak Kürdistanı, İran Kürdistanı ile de demokratik konfederal ilişkiler dediğimiz, sınır üstü, sınırlar ötesi ilişkilerin önce Kürtlerin ulusal birliğine hizmet eden, sonrasında da, 'Ortadoğu Halklarının Demokratik Konfederal Birliği'ne hizmet eden, bir rolü, bir görevi yüklenelim istiyoruz”.

  Peki yerel seçimler sonrası ne olacak?

  BDP/PKK’nın AKP Hükümeti’nin destek ve teşvikiyle, Doğu ve Güneydoğu’daki yüzde doksana yakın il ve ilçede yerel seçimleri BDP/PKK örgütünün kazanacağını söylemek için kahin olmaya gerek kalmadı artık…
 
Zaten küresel Kürdistan siyasetinin sinsi planı da burada; yerel seçimleri BDP/PKK’ya kazandırıp ayrılıkçı küresel Kürdistan projesini yerel yönetimler eliyle gerçekleştirebilmek…

BDP/PKK vekili Demir bu konuya da açıklık getirmiş;

“ Seçimlerden sonra bizim uygulamaya alacağımız 2 olay var. Biri parçalanmış Kürdistan coğrafyasından hareket ile, ‘Kardeş Belediyecilik’ uygulamasına gideceğiz. Örneğin Nusaybin ile Kamışlı, iç içe ama tel örgülerle duvarlarla ayrıştırılmış. Bunlar kardeş belediye ilan edilerek Kamışlı’nın eksiğini, gediğini Nusaybin üzerinden, Nusaybin'in ise Kamışlı üzerinden sağlayacağız.

Aynı şeyi, Erbil, Dohuk, Zaho üzerinden yapacağız. Zaten bir kısmını başlatmışız. Şu anda Başur ile Türkiye Kürdistanı'nda 11 belediye arasında kardeşlik hukuku başladı, yürüyor.

Aynı şekilde Serhat'ın bir kısım belediyelerinden Van, Hakkâri, Kars ve Ağrı’yı, Rojhelat'taki belediyeleri ile 'Kardeş Belediyecilik' temelinde ortaklaştıracağız”.

Peki ya sonra?

 

Sonrası da açık, Çelik demiş ki;

“ Bakur'da faaliyet gösteren DTK benzeri oluşumların, Başur, Rojhelat ve Rojava'da hayata geçirilmesi gerekir. Bu kapsamda üstte, 'Kürt Ulusal Kongresi' oluşacak.

Alt örgütlenmeler, parçalar üzerine örgütlenmeli, ama üst kongre parçaları dikkate almayan bütün Kürdistan coğrafyası; sadece Kürtleri kastetmiyorum burada, Ezidi, Süryani, Ermeni, Alevi, Acem, Arap, Çerkez, Türk, Türkmen, Kürt herkesi kapsayan bir üst oluşum olsun istiyoruz. Bu eskiden beri olan bir çalışmadır.

BDP-DTK cenahı olarak biz Kürt ulusal birliğini, Kürt Konferansında, Kürt Konferansının yolunu açacağı, bir üst kongrede buluşmayı önemsiyoruz(Milliyet)”.

 Fazla söze gerek kalmadı artık…

Bu uygulanan proje resmen ve alenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üniter yapısını, ulus/devlet yapısını parçalamaya yöneliktir.

 Mevcut anayasa halen yürürlükte iken böylesi bir siyasi projeye göz yummak ve destek vermek demek, vatana ihanetle eş anlamlıdır.

AKP Hükümeti bize göre meşruiyetini kaybetmiştir.

Bu noktada ilk harekete geçmesi gereken yargıdır.

Yargı harekete geçmez ise, harekete geçmesi gereken Meclis’tir.

Meclis’te harekete geçmez ise, artık söz; bu ülkede egemenliğin kayıtsız ve şartsız hakimi olan Türk Milleti’ndedir!

 

Erdal Sarızeybek



EN ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNÜN ÇOK İZLENENLERİ